Sedat Peker videolarını ABD’de görev yapan üç akademisyen Medyascope’a değerlendirdi: “Sistemden beslenenler neden sistemde radikal değişiklikler yapmak istesin?”

Sedat Peker’in iddialarının siyasi sonuçlara yol açıp açmayacağı tartışılmaya devam ediliyor. Sivil toplum, medya ve siyasetçilerin neler yapabileceği hakkında çokça yorum paylaşılıyor.

Konu üzerine üç akademisyenle iletişime geçtim. İlki, Duke Üniversitesinde ekonomi ve siyaset bilimi üzerine çalışan, Gorter Ailesi İslam Bilimleri Kürsüsünde de görev yürüten Prof. Dr. Timur Kuran

Prof. Dr. Kuran’ın Sedat Peker videoları hakkında görüşü net: “Bu videolar Türkiye’nin Cumhuriyet tarihinde eşi görülmemiş bir yağma yaşadığını, uluslararası zeminde ‘parya devlet’ statüsüne doğru yürüdüğünü kanıtlıyor. Söyledikleri, üç aşağı beş yukarı zaten biliniyordu. Ama bir sürü yolsuzluk, hukuksuzluk ve cinayetin, mevcut iktidarın kirli işlerine tepeden tırnağa bulaşmış biri tarafından dile getirilmesi, ülkenin içindeki durumun vehametini çok çarpıcı biçimde ortaya koyuyor.”

“Ne yapılmalı?” sorusuna verdiği yanıt ise şöyle: 

“Öncelikle, ‘Tayyip Abi’ odaklı videonun (ya da videoların) beklenmesi gerekir. Bunlar Cumhurbaşkanı’na büyük darbe vurabilir. AKP’den kopmalara yol açabilir. AKP tabanı zaten huzursuz. İçinde yağma düzeninden rahatsız bir kesim var. Korkudan sesini çıkarmıyor ama kopmalar başlarsa ses getiren homurdanmalar giderek artacak, muhalefeti cesaretlendirecek ve güçlendirecektir.

Her halükarda, bu videolardan sonra muhalefetin bir ağızdan, partilerin arasındaki görüş farklılıklarını bir yana koyarak, ısrarla ve talebini dile getirmek için her imkanı zorlayarak erken seçim istemesi gerekir. Hile karıştırılmayan bir seçimi, birleşik bir muhalefet açık farkla kazanacaktır. İktidarın erken seçimi reddetmesi, mevcut şartlarda kararsızların gözünde ‘milli iradeden kaçma’ olarak yorumlanacaktır.

Kamuoyu yoklamalarında iktidarın oyu yüzde 40-45’e kadar çıkabilmekte. Ancak korkudan iktidarı tutuyormuş izlenimini veren, başına dert açmamak için yoklamalarda tercihini çarpıtan kişilerin epey kabarık bir kitle olduğunu sanıyorum. Muhalefet birleşmeyi becerirse, bu kitle Türkiye’nin yeni bir sayfa açabilmesi için oyunu muhalefetten yana kullanacaktır.

‘CHP ve İYİ Parti dışındaki muhalefet onlara katılmaz’, ‘Görüş ayrılıkları çok derin’, ‘Kişisel hesaplar nedeniyle olmaz’ diyenler çıkacaktır. Biraz fire verilecektir. Ama İsrail’de yayılmacı ultra-ortodokslarla İslamcı Araplar ittifak kurabiliyorsa, Türkiye’de diktatörlükten demokrasiye geçişi sağlayacak bir ittifak haydi haydi kurulur. Kurtuluş Savaşı’nda engeller daha da yüksekti. Onlar aşıldıysa, bugünküler de aşılır. Yeter ki muhalefet liderleri, Türkiye’nin yüce menfaatleri için bir orta yol bulsunlar. 

Normal koşullarda erken seçim talebi mitinglerle ve yürüyüşlerle desteklenebilirdi. Salgın koşullarında bu yola sapmak yanlış olur. Yaratacağı yeni bir koronavirüs dalgası iktidara bir koz verebilir, muhalefete ‘katil’ damgası vurmasına olanak tanıyarak gündemi değiştirmesini sağlayabilir. Halkın çoğunluğu aşılandıktan sonra, seçime kadar, muhalefet liderlerinin ortak öncülüğünde mitingler, yürüyüşler düşünülebilir”.

“Bu olanlar muhtemelen ‘organize işlerin’ sadece bir yüzü”

İletişime geçtiğim ikinci isim Stanford Türkiye Programı Direktörü, sosyolog Dr. Ayça Alemdaroğlu. Dr. Alemdaroğlu, iddiaların doğru olup olmadığına dair henüz kanıt olmasa da uzun süredir Türkiye’de olanları ve özellikle 2015 Haziran seçimleri ile başlayan süreci düşündüğünde, derin devletin eski aktörlerinin tekrar tedavüle girmesi ve yeni aktörler ile birlikte baskı ve suç düzeninin kolaylaştırıcısı olmalarını anlamanın zor olmadığını söylüyor:  

“Pek çok iddia var ve bunlar muhtemelen ‘organize işlerin’ sadece bir yüzü. Ancak yargının ve basının bağımsız olmadığı bir ülkede bu iddiaların aydınlatılması ve adil bir yargılama sürecinin başlamasını beklemek budalalık olur.  Muhalif partilerin bu ifşalar konusunda ne yapacağını, yapmaya gönüllü olduğunu ve özellikle toplumdaki tepkiyi iyi bir şekilde kanalize edip edemeyeceğini göreceğiz. Toplumsal muhalefeti harekete geçirecek ve bir araya getirecek bir yol izlemeleri çok iyi olur. Ben de Ahmet Şık gibi bu konuda kadın hareketinin örnek alınabileceğini düşünüyorum. Ve var gücümüzle erken seçimleri talep etmeliyiz. Ama seçimler, memleketin ne siyasetini ne de doğasını temizlemeye yeter. Türkiye’nin şiddet dolu geçmişi ve tarihi talan düzeni ile uzun soluklu bir yüzleşme ve hesaplaşmaya girmemiz gerek. Bence, yeni nesillere çevresi, siyaseti ve vicdanı arınmış bir toplum bırakmak siyasal muhalefetin en önemli hedefi olmalı. Ve bu yolda iktidarı ele geçirmek, hukukun üstünlüğünün tesisi ve parlamenter düzene geri dönmek asgari gerekliliklerdir.” 

“Sadece iki-üç muhalefet partisi liderinden beklenti içine girerek bu kadar büyük çaplı toplumsal sorunlar çözülmez” 

Son olarak,  “Ne yapmalı?” dendiğinde, Güney Dakota Eyalet Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Siyaset Bilimi Program Direktörü Doç. Dr. Evren Çelik Wiltse’nin kanaatince herkese iş düşüyor: 

“20 yıldan fazla bir süredir gerek öğrenci olarak, gerekse araştırmacı olarak Latin Amerika çalışıyorum. Özellikle Meksika ile Türkiye arasında yaptığım karşılaştırmalarda yıllar önce şöyle düşünürdüm: Yapısal olarak iki ülke arasında çok benzerlik var ama neyse ki Türkiye’nin bu kadar büyük bir uyuşturucu problemi yok! Maalesef artık bu konuda bile benzeşmeye doğru yol alıyoruz…” 

Siyaset biliminde madalyonun her zaman çok yüzlü olduğunu söyleyen  Doç. Dr. Wiltse, Meksika’daki sivil mücadeleden de söz açıyor: 

“Meksika her ne kadar uyuşturucu yüzünden çok kan kaybetse de demokrasisi ciddi yara alsa da bu sorun aynı zamanda çok ciddi bir sivil mücadele tetikledi. Vatandaşlar, devlet ve siyasi partilerden bağımsız bir şekilde sivil toplum kuruluşları kurarak örgütlendiler. Örneğin uyuşturucu kartelleri ve onların işbirlikçisi kolluk kuvvetlerinin infaz edip cesetlerini yok ettiği 43 lise öğrencisi için çok güçlü bir organizasyon oluştu. Bunlar günlerce, haftalarca başkanlık konutu önünde protesto düzenlediler. Sonunda başkan tarafından kaale alındırlar. 

Sözü şuraya getirmeye çalışıyorum: Vatandaşlardan kollektif ve güçlü bir temizlenme, arınma talebi gerekli, bu tarz toplumsal sorunları ülke gündemine oturtmak için. Vatandaşların şuraya buraya görev delege etmeden, bizzat kendileri bu uğurda mücadeleyi göze almaları gerek. Ancak tabandan böyle bir güçlü talep gelirse, iktidar ve muhalefet partileri de konuya gerektiği önemi atfederler. 

Biraz kör değneğini beller gibi ben de hep sözü Meksika’ya getiriyorum. Bakınız orada da bizdeki gibi çok ciddi doğal afetler ve çevre sorunları var. Ancak depreme karşı inanılmaz örgütlü, talepkar bir sivil toplum ortaya çıkmış. Keza, çevreye duyarlı kesimler Meksiko City’de yapılan çok büyük bir uluslararası havalimanı inşaatını başlanmış olmasına rağmen durdurabildiler. Seçim güvenliği, yani her seçmenin güvenle oy verebilmesi ve bu oyların sayılıp kayda alınması artık giderek daha fazla tartışma yaratan bir sorun olmaya başladı. ABD bu seçim güvenliği konusunda müthiş sorunlara gebe. Burada toplumun temiz ve adil seçimler için talepkar olması ve örgütlenebilmesi çok önemli. Nitekim Meksika’da vatandaşlar bu sayede 71 yıllık tek parti yönetimine sandıkta temiz ve adil bir seçimi garantileyerek son verdiler, 2000 seçimlerinde.” 

Kısacası tabandan güçlü bir dalga gelmeden, bu son skandallar konusunda ciddi bir adım atılacağını düşünmüyorsunuz, öyle mi? 

“Pek sanmıyorum. Sistemden beslenenler neden durup sistemde radikal değişiklikler yapmak istesin? Bu değişiklikler, reformlar ancak sistemin dışladığı, marjinalize ettiği kesimlerin talep etmesi ve bastırmasıyla mümkün olabilir”.