Prof. Dr. Bâli: Silahın tek araç olarak görülmesi Suriye’yi iç savaşa sürükler

Yenice yayımlanan New York Times makalesi sonrası, UCLA  Hukuk Fakültesi’nde uluslararası hukuk, uluslararası insan hakları ve savaş hukuku dersleri veren Prof. Dr. Aslı Ü. Bâli’den T24 için Suriye’de olanları değerlendirmesini rica ettim.

İlk olarak, Suriye’deki olayların barışçı demokrasi hareketi olarak başladığını sonra farklı yapılara doğru ayrıldığını söyledi. Bu hareketin büyük kısmının hâlâ silahsız başkaldırı yolunu seçtiğini ve sayıları her geçen gün artan daha ufak bir grubun ise silahlanarak direndiğini belirtti.

Son günlerde basından da takip ettiğiniz üzere, bunlardan bir kısmı Esad’ın ordusunu terk ederek Özgür Suriye Ordusu’na katılan askerler. Diğerleri ise daha esnek örgütlenmiş bireyler ve gruplardan oluşuyor. Prof. Dr. Bâli, “Silahlı muhalif hareketin asimetrik yapısı Esad rejiminin baskısı altındaki halkı daha da zor duruma sokuyor. Rejimin ve muhalefetin, silahı ve şiddeti tek araç olarak gördükleri bir politik ortam, hızla tüm ülkeyi kapsayacak bir iç savaşa doğru evrilebilir” dedi.
Suriye konusunda uluslararası toplum geri adım atmış gibi…

Uluslararası camia, Suriye’ye karşı müdahaleci tutumundan geri adım atmıyor. Tam tersine yaptırımları artırarak ve Suriye’nin dostlarına yaptığı maddi yardım dolayısıyla silahlı muhalefeti destekleyerek olayların gelişimine etkide bulunuyor. Bunlara ek olarak, Suudi Arabistan ve Katar gibi, körfez ülkeleri, Suriye’deki Sünni muhalefeti askeri açıdan destekliyorlar.

 

ABD?

ABD temkinli bir tutum sergiliyor. Bunun sebepleri arasında ABD’nin Irak’taki istikrar ve İsrail’in güvenliği gibi bölgede öncelik verdiği konular geliyor. İsrail açısından en iyi senaryo ise şu anda devam eden çıkmazın sürekliliği. Bu şartlar altında Suriye bir yandan iç huzursuzlukla tükenip, bölgedeki önemli rolünü kaybederken, diğer yandan İsrail’in baş düşmanları Hamas ve Hizbullah’a da yardım edemez hale gelecek. Esad rejiminin düşmesi ve yerine Suriye Müslüman Kardeşler örgütünün de içinde olduğu bir yönetimin gelmesi, İsrail’i, ona düşman Sünni iktidarlarla çevreleyerek bölgede ve özellikle Golan bölgesinde İsrail’in ayakta tutmaya çalıştığı dengeyi bozacaktır. İsrail, kısa dönem çıkarları gereği,  Esad sonrası ne yapacağı belli olmayan bir rejim yerine, varolan durumun devamını yani zayıf ve dengesiz bir Suriye’yi tercih ediyor. Şartlar böyle iken ABD’nin muhalefeti desteklemesini beklemek anlamsız olur.

 

Türkiye’nin pozisyonuna dair neler dersiniz?

Türkiye’de AKP hükümeti planlarını Müslüman Kardeşler’in Suriye’de iktidarı ele geçireceği üzerine yapıyor. Türkiye’nin konumunu farklı kılan diğer bir durum da sınırda yaşanan mülteci krizi.

 

Türkiye’de basında savaş çığırtkanlığı yapmaya başladılar, haberdarsınızdır. Dış müdahale sizce Suriye’de nasıl algılanıyor?

Dış müdahale Suriyelileri ciddi anlamda bölen bir konu. (Bu bölünmenin hem ülke içinde ve hem de yurtdışında yaşayan Suriyeliler için geçerli olduğunu söyleyebiliriz) Güvenlik bölgeleri ve yardım koridorları oluşturmak gibi sınırlı eylem tasarıları, askeri müdahaleyi zorunlu hale getirecek bir mantığı da bünyesinde barındırıyor. Yaratılacak güvenlik bölgeleri, Suriye hükümetinin ülkenin belli bir parçasındaki egemenliğini ve kontrolünü kısıtlayacak. Bu bölgelerin saldırı durumunda savunulması için yapılacak askeri hazırlıklar da, çatışmayı tırmandırma potansiyeli taşıyacaktır. Suriye toplumunu bölen ana konulardan birinin Esad’ın gidip gitmemesi olduğunu unutmayalım. Esad rejiminin yerini alması muhtemel siyasi güçlerin bazı kesimlerde yarattığı korku ve rejim değişikliği sonrası oluşabilecek kaos (özellikle Dürzü, hıristiyan ve aleviler için) bu bölünmenin ana sebepleri olarak görülebilir. Eldeki bilgiler Suriyelilerin bir bütün olarak dış müdahaleyi destekleyeceklerini göstermiyor.
Sivillerin korunması adına neler yapılabilinir?

Sivillerin korunması için bir kaç yöntem izlenebilir. Birincisi mültecilere Türkiye, Ürdün, Lübnan ve Irak gibi komşu ülkelerde gidecekleri yerler sağlamak. Bunda sivillere çatışma bölgesinden uzaklaşmaları için yardımcı olunması da çok önemli. İkinci önemli nokta, uluslararası toplumun çatışmanın iki tarafını da, şiddeti azaltarak, siyasi kazanımlar elde etmeleri yönünde teşvik etmesi. Rusya ve İran’ı Suriye’ye verdikleri desteği dizginlemeleri konusunda ikna etmenin yolu, uygulanan yaptırımların hafifletilmesinden geçiyor.

Diğer bir önemli nokta ise, muhalefet güçlerine şiddeti sonlandırmaları konusunda net bir mesaj verilmesi. Ama ekonomik, lojistik ve askeri yardım garanti edildiği sürece bu mesajın karşılık bulacağını beklemek gerçekçi değil.
Son soru: Sizce, Esad hükümeti bundan sonra nasıl hareket eder?

Esad rejimi uluslararası toplumu yatıştırmak için bir takım ödünlerde bulunacaktır; ama bunu muhaliflerin ezileceği bir dönemin izlemesi muhtemel. Esad’ın tavrını değiştirecek tek şey Rusya ve İran’ın desteğini kaybetme ihtimali. Rusya ve İran ise Suriye’ye verdikleri desteği politik bir kazanımları olmadığı sürece kesmeyeceklerdir. Bu kazanımların ne olabileceğinin cevabını da bir önceki soru bağlamında vermiştim.

 

(T24)

Leave a Reply

Your email address will not be published.