Yale Üniversitesi’nden İmmünolog Dr. Esen Şefik: “Virüsün kontrolden çıkması çok kolay. Okulları ve iş yerlerini açma planı oldukça riskli”


Daha önce Medyascope için koronavirüs salgınıyla ilgili bir röportaj yaptığımız Esen Şefik ile bu kez de koronavirüs çerçevesinde bilimsel gelişmelerin ne yönde seyrettiğini konuştuk. 

Yale Üniversitesi’nden immünolog Dr. Esen Şefik, “Virüsün kontrolden çıkması çok kolay. Okulları ve iş yerlerini açma planı oldukça riskli” diyor.

Şu noktada bağışıklık sistemi ve hangi hücrelerin Covid-19 patolojisine sebep olduğu konusunda çok gelişme olduğundan bahseden Şefik, özellikle tek hücre bazında yapılan analizlerin çok bilgilendirici olduğunu söylüyor: 

“Akciğerlerde hangi hücrelerin görevlerini tam olarak yerine getirmediğini ve hangi hücrelerin aşırı tepki verdiğini, her hücrenin RNA sekansına bakarak ölçebiliyoruz (single cell RNA sequencing). Özellikle ciddi hastalarda doğal bağışıklık sistemi hücrelerinden monositler ve özellikle monositten devşirme makrofajlar aşırı aktif bir yapı gösteriyor. Edinilmiş T hücrelerinin ise tam olarak görevlerini yerine getirmediği gözleniyor. Yani bağışıklık sistemi spesifik olarak virüsle savaşmakta zorlanıyor ve bunun sonucunda doğal sistem aşırı aktif kalarak akciğerin kendi hücrelerini öldürüyor. Bu ciddi ve kanlı savaşın sonucunda da hastalığa yenik düşen hastaların ciğerlerinde çok ciddi anlamda nekroz yani aşırı miktarda ölü hücre gözlemleniyor. Ama hala bu kanlı savaşın hangi hücresinin daha önemli ya da hangi safhasının daha önemli olduğunu bilmiyoruz.  Bu konu B hücreleri ve antikorlarına yoğunlaştığımızda daha da kafa karıştırıcı oluyor. Antikor genelde koruyucu aktif çalışan bağışıklık sistemi demek. Ama her antikor eşit değil.” 

Sorularım ve yanıtları şöyle: 

Denenen farklı aşı geliştirme yollarına bakma, dikkatinizi çeken çalışmaları karşılaştırma şansınız oldu mu?

Aşı konusu herkesin heyecanla takip ettiği bir konu. Çalışan bir aşı demek normale dönen yaşam demek. Hepimiz normal yaşamlarımıza dönmek istiyoruz. Ben 3 yaşındaki kızımı parka götürmek istiyorum, komşumuz yaşlı annesine maske takmadan yaklaşabilmek, sarılmak istiyor. Faz 2 çalışmalarına (aşının çalışma potansiyeli ve yan etkileri) başlayan aşı yöntemlerinin iki ana başlıkta toplayabiliriz: Klasik ve modern. Klasik ya da eski tip dediğimiz aşı aktivitesi azaltılmış veya tamamen durdurulmuş virüse odaklanıyor (Sinovac). Daha modern teknikler önceden bahsettiğimiz Spike (S) proteininin RNA’sı üzerine odaklanıyor. Spike protein oldukça immunojenik ve insan hücrelerini enfekte etmek için çok önemli. Spike proteinin RNA’sı insanlara enjekte ediliyor. Bu RNA insan hücreleri tarafından proteine çevriliyor ve bağışıklık sistemini tetikliyor. Edinilmiş bağışıklık sistemi sanki canlı virüsle karşı karşıya kalmışçasına tepki veriyor. Henüz bu iki aşı tipinin de çalışıp çalışmadığından ne denli koruyucu olduklarından emin değiliz. 

Piyasada olan 14 koronavirüs antikor testinin reklamı yapıldığı gibi çalıştığı söylendi. Bu testler yaygın olarak bulunabiliyor mu? Ne kadar doğru sonuç alınıyor? 

Maalesef henüz çok yaygınlaşmadı bu testler ama ne kadar doğru sonuç verdiğini sayılar vererek tartışabiliriz. Bu testlere kesinlikle ihtiyacımız var ama sadece bu testleri “bağışıklık sistemi pasaportları” olarak nitelendirip planlarımızı buna göre yapmak riskli. Bu testler yüzde 90 ila 95 arasında doğru sonuç veriyor. Yani yüzde 5 yanlış pozitif (hastalanmamışlar hasta olmuş gibi görünüyor) ya da yanlış negatif  (hastalananlar hasta olmamış gibi görünüyor) riski var. Bu rakamlar bir klinik test için oldukça iyi ve beklenen değerde. Ama yanlış pozitif, sorun yaratabilecek nokta. İstanbul’un nüfusu yaklaşık 15 milyon, şu noktada raporlara göre sadece şehrin ortalama yüzde 1’i hastalandı. Peki, biz geri kalan herkesi test etsek ne olur? Sadece yüzde 1 yanlış pozitif olsa yaklaşık 150 bin hiç hastalanmamış (ama iyileşmiş gibi görünen) insan riske girer. Bunun dışında serolojik antikor testleri tek başına kişinin bulaşıcı olup olmadığına karar veremiyor. Bunun için tükürük veya solunum yolundan toplanan örneklerde virüsün varlığına da bakmak gerek. Her iki test gerekli ve faydalı testler ama limitlerini bilmek ve ona göre önlem almak gerek.

Yeniden bulaşma veya “yeniden aktif hale gelmiş” virüsten bahsediliyor. Koruyucu bağışıklık süresini anlamak için ne gerekiyor?  Bilim insanları ne kadar antikorun gerekli olabileceğinden neden emin olamıyorlar?  

Koruyucu bağışıklık sistemini anlamak için zaman gerekiyor ki zamanımız çok yok. Virüsün yeniden aktif hale gelmesi hepatit gibi bir süre testlerde görünmeyip vücutta saklanan kronik bir enfeksiyondan ziyade aynı virüsle tekrar hastalandığımızda edinilmiş bağışıklık sisteminin görevini yerine getirmemesi demek. İyi bir senaryoda T hücreleri veya antikor üreten B hücreleri yeniden hasta olduğumuzda virüsü biz farkına bile varmadan yok ederler. Ama Covid-19 sürecinde üretilen antikorlar bunu yapıyor mu ya da bunu her hasta da yapıyor mu emin değiliz. T hücrelerine bakıldığında klonal bir yapı hastalanıp iyileşen hastalarda var. Virüse spesifik olan bir iki aynı tip ve aynı viral proteinle etkileşen T hücresi enfeksiyon sırasında bölünmüş ve çoğalmış. Bu virüse yenik düşen hastalarda da var ama iyileşen hastalarda daha başarılı. Ama antikorlar aynı görüntüyü vermiyor. En çok antikor en ciddi hasta olan grupta. Bazı iyileşen hastalarda ise çok az antikor var.

Antikor üretimi ile ilgili şimdiye kadar elde edilen veriler neler? 

Henüz belirsizlik içindeyiz. Birkaç bilgi vererek neden belirsizlik içinde olduğumuzu anlatayım: 

  1. Covid-19 hastalarında ciddi vakalarda ve yaşlılarda daha çok antikor gözlemliyoruz ve bu gözlem virüs miktarıyla alakalı değil. 
  2. Hastaların bir kısmı (bazı araştırmalarda yüzde 30’u) çok düşük seviyede antikor üretiyor. 
  3. Hasta olup iyileşmiş ve antikorları olan hastalar tekrar hasta olabilir mi bilmiyoruz. 
  4. Makaklarda yapılan araştırmalarda SARS-1 için Spike proteini hedef alan antikorlar virüsü nötrolize etse de bağışıklık sistemini özellikle makrofajları aşırı seviyede aktif ederek kontrolden çıkan bir bağışıklık sistemine sebep oluyor. 

Peki bu SARS-2 için de doğru mu? 

Maalesef bilmiyoruz. Bilim insanları bizim grubumuz dahil olmak üzere temkinli olmak adına bunları şu anda araştırıyoruz. 

Kapalı ortamlarda havalandırmaların da virüsü yaydığına dair haberler yayımlandı. Mesafeye dikkat etsek bile virüsün hava akımı ile bulaşma riski doğru mu? 

Mesafeye dikkat etmek kapalı ortamlarda biraz da zamanla ve havadaki virüs miktarı ile alakalı. Havalandırma yeterince zaman verildiğinde mesafenin etkisini azaltabilir. Herkes maske takarsa bu durum biraz daha kontrol altında tutulabilir. Şimdilik biz çalışma ortamlarımızda laboratuarda bunu yapıyoruz.  Herkesin maske takması hasta olmayını korumaktan ziyade hasta olanının hastalığı yaymasını engelliyor ama sonuç aynı: Virüsün yayılmasını engellemek. 

Trump’ın basın açıklamaları size ne hissettiriyor? 

Bazıları kara mizah gibi. Bilimsel konuları özellikle büyük kitleleri ilgilendirenleri bilim insanlarına bırakmak gerek diye düşünüyorum. Lütfen hiç kimse çamaşır suyu veya benzeri temizlik ürünlerini vücutlarında kullanmasın. 

Hala, bu kadar ciddi önlemler alınması gerekli miydi diye düşünenler var. Sizce? 

Gerekli hazırlıklar (yeterince test, hastaları ve hastanın etrafındakileri takip yöntemleri, herkese maske vb) zamanında yapılsaydı bu kadar ciddi önlemler gerekmeyebilirdi ama herkes geç kaldı. Bazıları (örneğin; Almanya, Japonya) arayı çabuk kapattı ve hayat farklı bir normal olsa da normale döndü. Ama hiç tartışmasız, ABD gibi hazırlıksız olan ülkelerde ciddi önlemler hayat kurtardı. Daha çok hayat kurtarılabilir miydi? Tabii ki. Herkesin şu noktadaki tek endişesi insan hayatı olmalı. Bazı eyaletler bu ciddi önlemleri kaldırdı ve bu beni çok endişelendiriyor. Kardeşimin bu eyaletlerden birinde doktora yapıyor olması daha da korkutuyor.

Dünyada bilim çevreleri ikinci dalgaların gelebileceği uyarısını yapıyor. Okulları ve iş yerlerini açma planı riskli değil mi? 

Oldukça. Ama alınabilecek önlemler var. Yeterli test, yeterli maske ve etkili takip yöntemleri ve bol bol el yıkama. Kimin hasta olduğunu ve kimin hasta olup iyileştiğini bilmemiz gerek. Hasta olanın iki hafta boyunca kiminle görüştüğünü bilmemiz gerek. Bu insanları karantinaya alabilmemiz gerek. Okul konusu daha da zor. Özellikle yuva ve ilkokul öğrencileriyle nasıl yapılır ben her gün düşünüyorum. Benim 3 yaşındaki kızıma maske takamazsınız. Elini yıkamayı sevse bile dokunduğu şeyleri ağzına götürmesini çok zor engellersiniz (inanın günde belki yüz kez söylüyorum). Yani okulları güvenli bir şekilde açmak zor. Okullar açılmadan bizim tam zamanlı çalışmamız zor. Kanımca yarım zamanlı ya da iş gücünün yarısının çalıştığı modellemeler başlangıç noktası olabilir. Virüsün kontrolden çıkması çok kolay. Angela Merkel bir konuşmasında bunu çok güzel bilimsel dil jargonundan uzak kalarak anlatıyor. Hasta olan her kişi sadece bir kişiyi hasta ederse kontrol edebiliyoruz. Ama her hasta olan 1 değil de 1.2 kişiye hastalığını bulaştırırsa kontrol çok zorlaşıyor ve durum vahimleşiyor. 1.2 kişiyi hasta etmek ne demek bunu Merkel şöyle açıklıyor: “Hasta olan 5 kişi duşünün. Bunlardan 4’ü sadece 1 kişiyi hasta ediyor ama ilk 5’ten bir hasta 2 kişiyi hasta ediyor”. Sonuç, ortalamada 1 hasta 1.2 kişiye hastalığını bulaştırıyor. Ve enfeksiyonun yayılma hızı sonucu hastane sistemine aşırı yükleniliyor. Bu Almanya’nın limiti, her şehrin, ülkenin limiti hastane sisteminin gücüyle orantılı. Ama kontrol edilebilen salgınla edilemeyen arasında çok hassas bir nokta var.

Esen Şefik kimdir? 

Robert Kolej mezunu. ABD’nin Yale Üniversitesi’nde moleküler, hücresel ve gelişimsel biyoloji okudu. İmmünolojiye ilgisi Yale Üniversitesi’nde başlayan Esen, Dr. Susan Kaech’in laboratuvarında T hücrelerinin kalıcı koruma özelliğini çalıştı. Sonra çalışmalarına doktorasını da aldığı Harvard Üniversitesi’nde Dr. Diane Mathis ve Dr. Christophe Benoist ile birlikte devam etti. Şimdi Yale Üniversitesi’nde Dr. Richard Flavell’in danışmanlığında Damon Runyon Fellow olarak bağırsak bağışıklık sistemi üzerine yoğunlaşıyor. 2019 yılında Işıl Berat Barlan Kadın Bilim İnsanı Ödülü’ne layık görüldü.