Yale Üniversitesi’nden İmmünolog Dr. Esen Şefik: “Salgında kişisel kontrolün öne çıktığı yöntemler Türkiye toplumu gibi toplumlarda faciayla sonuçlanabilir”

Çin’in Vuhan bölgesinde 2019 sonlarına doğru ortaya çıkan SARS CoV-2 virüsünün özellikle solunum yolunu enfekte etmesiyle oluşan Covid-19 (Korononovirüs hastalığı 2019) mart ayında pandemik oldu. Tüm dünyayı etkisi altına alan Kovid-19 salgını, 400 bin kişiye yaklaşan sayıda insanı ciddi anlamda hasta etti ve şimdiye kadar yaklaşık 19 bin kişinin hayatına mal oldu. Bu derecede bir pandemikle baş etmekte zorlanan dünya ulusları son çare olarak hastalığın yayılımını önleme amacıyla bir nevi hayatı durdurdu. Bilim insanları da hem hastalığın sürecini hem de virüsü daha iyi anlamak, aşı veya antiviral tedavi geliştirmek için zamanla kıyasıya bir mücadeleye girdi. 

Birçok bilim insanı gibi uzmanlığı gereği sahada birebir SARS CoV-2 ile savaşamasa da tüm gelişmeleri takip eden, yayımlanan (ref:@SinaiImmunol) ve yayımlanacak makalelerin içeriği ve geçerliliği üstüne bol bol düşünen isimlerden biri de Esen Şefik. Şefik, hem immünolog, hem de hâlâ aktif olarak akademide.

Konu üzerine çıkan yeni makaleleri konuşarak başlıyoruz. Sorularım ve yanıtları şöyle:

On baskı formatında Dr. Krammer önderliğinde yayımlanan, “A serological assay to detect SARS-CoV-2 seroconversion in humans” çalışması insan kan örneklerinde SARS-CoV-2 antikor tanısı için yeni bir yöntem sundu. Peki bu çalışma neden çok heyecan verici?

Öncelikle serolojik olarak incelenen örneklerle Covid-19 sürecinde farklı hastalarda bağışıklık sistemini çalışmak ve anlamak mümkün. Çok sayıda antikorun varlığı Covid-19’un geleceği açısından çok umut verici. Antikor demek, aktif bağışıklık sistemi demek ve belki yakın bir gelecekte aşı veya serum terapisine işaret. Bu yöntem hastalık belirtisi göstermeyen ve akut dönemde test edilmeyen Covid-19 hastalarının tespiti ve pandemiğin gerçek yayılma hızı ve etkilerini ölçmek için de oldukta faydalı. Bunun dışında SARS CoV-2 tanımlanalı henüz birkaç ay oldu ve bilimsel gelişmelerin hızı oldukça etkileyici. 

Öncelikle bu çalışmada kullanılan ELISA yöntemini tanıtır mısınız?

ELISA kandaki antikor miktarını ölçmek için sık kullanılan bir yöntem. Antijen yüklenmiş bir laboratuvar petri kabına kan örneği ekleniyor. Antijen burda yem olarak kullanıyor. Eğer kandaki antikorlar ve antijen birbiriyle etkileşir ve birleşirse bu etkileşim son olarak eklenen standart bir antikor yardımıyla kimyasal olarak görüntülenebiliyor. Bu standart antikor renk değiştiren bir enzime bağlı ve renk oluşan yapının miktarına göre yoğunlaşıyor. Enzime bağlı standart antikor herhangi kandaki herhangi bir antikoru tanıyabilecek şekilde tasarlanabiliyor.

Serokonversiyon (antikor tanısı) nedir? Neden önemlidir?

Serolojik yöntemler özellikle antikor tanısı, vücudun bağışıklık sistemi olarak verdiği tepkiyi ölçer. Bağışıklık sisteminin verdiği tepkiler doğal ve edinilmiş olarak ikiye ayrılır. Doğal bağışıklık sistemi virüsle ilk savaşan gruptur ama kalıcı koruma sağlamaz. Edinilmiş (adaptive) bağışıklık sistemi T ve B hücrelerinden oluşur, patojene özeldir ve kalıcı, uzun dönemli koruma sağlayabilir. T hücreleri ve antikor üreten B hücreleri güçlü antijenlerle karşı karşıya kaldıklarında doğal bağışıklık sistemiyle beraber çalışarak uzun dönemli koruma sağlayabilirler. Antikor tanısı güçlü olan bireylerin B hücreleri aylar ve bazen yıllar süren koruma sağlayabilirler. Aşılar da bu sebeple güçlü T ve B yanıtı üzerine odaklanır. Ayrıca güçlü antikor yanıtı veren bireylerden elde edilen veriler ve antikorlar sayesinde serum terapisi de geliştirilebilir.

SARS-CoV-2 ile enfekte olan bir bireyde dokuzuncu gün itibarıyla nötrolize eden antibodyler tespit edilebildi (ref= Haveri A, Smura T, Kuivanen S, et al. Serological and molecular findings during SARS-CoV-2 infection: the first case study in Finland, January to February 2020. Eurosurveillance2020. 14.) Bu umut verici çünkü bağışıklık sistemi Covid-19 sonrası muhtemelen uzun dönemli -ne kadar uzun olduğunu henüz bilmesek de- koruma sağlıyor. Ancak bu antikorların varlığını test etmek maalesef oldukça meşakkatli çünkü canlı virüs kullanmak gerekli. Öne sürülen ELISA yöntemiyle çok daha kolay ve güvenli yapılabiliyor.

Bu yeni yöntem nasıl çalışıyor?

Koronovirüsler genel olarak Spike protein, S, diye bilinen oldukça immünojenik bir proteine sahipler. Bu protein insan hücrelerini enfekte etmek için de gerekli, yani önemli bir yapı. S proteininin tamamını veya insan hücreleriyle etkileştiği yapısını yapay olarak üretmek mümkün (rekombine). Bu yeni çalışmada yapay virüs proteinleri yem olarak kullanarak insan kanındaki antikorlar yakalanıp miktarı tespit ediliyor. Yöntem oldukça spesifik yani yanlış tanı oranı oldukça düşük. Yakalanan antikorların tipleri de analiz edilebiliyor. Kısaca, yeni yöntem canlı virüs kullanmadan antikor tanısını birkaç saat içinde güvenli bir şekilde gerçekleştiriyor.

Olası bir aşı veya antikor serum terapisi en yakın ne zaman kullanılabilir?

Aşının gelişimi en erken bir yıl gibi zaman sürecinde gerçekleşecek. Şu noktada bazı gruplar gönüllü esasına dayalı olarak klinik testlere başladı. Serum terapisi güçlü antikor yapan bireylerden alınan kan bağışlarını baz alıyor. Bu bireylerin antikorları ağır hastalara verilerek hastalık kontrol altına alınıyor. Çin’de Covid-19 sürecinde bunun örneklerinin denendiği ve nispeten belli vakalarda yararlı olduğu duyumları var (örneğin: NCT04264858).

Hayatı durdurmak, evlere kapanmak etkili bir yöntem mi?

Tabii epidemiyologların görüşü, bu gibi konularda benim görüşümden önemli. Kanımca, maalesef hepimiz Covid-19 ile savaşmakta hazırlıksız yakalandık. Yeterince hastanemiz, hasta yatağımız, ventilatörümüz, maskemiz, tanı testimiz yok. 60 yaş üstü risk grubu olarak ölüm tehlikesiyle karşı karşıya gelse de gençler hasta olmuyor gibi düşünmemek gerek hiç. Hiçbir ön hastalığı olmayan genç insanlar da çok ciddi hasta olup hastanede uzun süre geçiriyorlar ve ventilatöre gerek duyabiliyorlar. Yani tüm toplum için hasta yatağına ihtiyaç var. Bu sebeple virüsün hasta ettiği insan sayısını kontrol altında tutmak ve yayılımı yavaşlatmak insan hayatı kurtarmak için çok önemli. Farklı ülkeler farklı yöntemler deniyorlar ama çoğunluk ortak payda olarak insanların birbirleriyle temasını engellemeyi seçti. 

Salgın ile savaşta Japonya’nın taktiğini nasıl yorumluyorsunuz? 

Japonya gibi ülkeler daha gevşek önlemler alıyor. ABD gibi birçok ülke neredeyse sokağa çıkma yasağı uygulayacak noktadayken bu farklılık ülkenin kültürel yapısıyla oldukça alakalı. Maske giymeye, kişisel mesafeye özen gösteren Japonya, işgücünü devam ettirse de, kalabalık ortamları kısıtlayarak ve çok ciddi anlamda test yapıp, hasta grupları çok erken tanılayıp izole ederek şimdilik Covid-19’u kontrol altında tutabiliyor. Ama maalesef bu gibi nispeten rahat, kişisel kontrolün öne çıktığı yöntemler Türk toplumunda faciayla sonuçlanabilir.

Esen Şefik kimdir? 

Robert Kolej mezunu. ABD’nin Yale Üniversitesi’nde moleküler, hücresel ve gelişimsel biyoloji okudu. İmmünolojiye ilgisi Yale Üniversitesi’nde başlayan Esen, Dr. Susan Kaech’in laboratuvarında T hücrelerinin kalıcı koruma özelliğini çalıştı. Sonra çalışmalarına doktorasını da aldığı Harvard Üniversitesi’nde Dr. Diane Mathis ve Dr. Christophe Benoist ile birlikte devam etti. Şimdi Yale Üniversitesi’nde Dr. Richard Flavell’in danışmanlığında Damon Runyon Fellow olarak bağırsak bağışıklık sistemi üzerine yoğunlaşıyor. 2019 yılında Işıl Berat Barlan Kadın Bilim İnsanı Ödülü’ne layık görüldü.