“Broken Angel” Türkiye’de gösterime giriyor

Yönetmenliğini Aclan Büyüktürkoğlu’nun yaptığı, Türk-Amerikan filmi Broken Angel’ın çekimleri 29 Haziran’da Los Angeles şehrinde tamamlandı. 

“Broken Angel” filminin setinde, yapımcılar Aclan ve Leslie Büyüktürkoğlu’yla görüştüm.

brokenangel

Yapımcılığını bir Türk-Amerikan şirketi olan uniCvisions’ın üstlendiği, yönetmenliğini, ‘Amerikan Film Enstitüsü’ne şeçilen ilk Türk olan, Devlet Tiyatrolarının deneyimli sanatçısı Aclan Büyüktürkoğlu’nun yaptığı, yüzde kırkbeş Türkçe, yüzde ellibeş İngilizce olan ilk Türk-Amerikan filmi Broken Angel’ın çekimleri 29 Haziran’da Los Angeles şehrinde tamamlandı.

Film Hollywood dizilerinde gördüğü ABD’yi yaşamak üzere Los Angeles’a gelen genç bir kızın, burada hayat şartlarının aslında göründüğü kadar kolay olmadığını anlaması ve yaşadığı zorlukları anlatıyor. Filmin ana karakteri Ebru, annesi tarafından Amerika’ya gönderilir, fakat oradaki hayatın Amerikan dizilerindeki gibi olmadığını fark eder. Ebru’ nun buradaki talihsizliklerle dolu yaşamı bir gün Rusty adında sağır bir sanatçı ile tanışmasıyla yön değiştirir. Başrolde Nehir Erdoğan’ın oynadığı filmde Nilüfer Açıkalın ve Ayşe Nil Şamlıoğlu gibi önemli isimler rol alıyor.

brokenangel1

Hollywood film endüstrisinden tanıdığımız Jay Karnes, Patrick Muldoon de filmde oynayan oyuncular arasında.

Filmde çalışan ekibin ve oyuncuların DGA, UNION, SAG gibi derneklerden geliyor olmaları filmi aynı zamanda bir Amerikan filmi yapıyor.

Filmden elde edilecek gelirin yüzde 10’u Kuzey Carolina’da kurulan ‘Bridge to Türkiye (Türkiye’ye Köprü) fonuna ayrılacak ve Erzurum’da yapımına başlanan okulun bitirilmesinde kulanılacak.

Bize kısaca bu film fikri ne zaman, nasıl ortaya çıktı anlatır mısınız?

Leslie Büyüktürkoğlu : Bu film fikri, üç sene önce İzmir Devlet Tiyatrosundan arkadaşımız Metin Oyman ile ‘Rüzgarlı Şehir’ romanının yazarı Tülay Pırlant’ın bize gelmesi ve yazarın bu romanı film olarak çevirmek istemesi ile şekillendi. Okuduk, hikayeyi beğendik ve çekmeye karar verdik. İngilizce senaryolaştırdık. Uğraştık baya. Sadece film için Amerika’da finansman bulmak çok zor. Bir sene önce artık finansmanı ayarladık ve filme başladık. Nehir Erdoğan hep inandı filme. İki buçuk sene önce onunla tanıştık ve birlikte çalışmaya karar verdik.

Senaryoya bağlı kalındı mı?

Aclan Büyüktürkoğlu: Senaryoya genel hatlarıyla bağlı kalındı. Gerçek hayattan esinlenerek yazılmış bir roman bu, bizde esinlenmiş romandan esinlenerek filmi yapıyoruz. Oyunculuk çarpıcı olacak. Görüntüler etkileyici, kendi dili olan görüntüler, müzik çarpıcı, öykü zaten sağlam.

Filmde anlatılmak istenen madalyonun biraz da ikinci yüzü sanıyorum…

AB: Madalyonun ikinci yüzünü anlatmak istedik evet. Birçoğumuz Türkiye’de yaşarken diziler yüzünden herkes bolluk içinde yaşıyor sanıyoruz Amerika’da, ama her yerde olduğu gibi belirli bir kesim o varlık içerisinde. Hayat mücadelesi içerisinde yuvarlanıp giden çok insan var. Bir evde beş kişi aynı odayı paylaşabiliyor. Göçmen olarak burada ayakta kalmak çok kolay iş değil. Gökdelenler ülkesi Amerika’nın LA merkezine bile gittiğinizde Çin’de misiniz, Kore ‘de misiniz belli değil. Yoksulluğun en üste ulaştığı yerler var. Doğu yakasını bilmiyor bir çok insan. O yüzü de var bu ülkenin.

Bir Türk yönetmenin gözüyle Amerika

AB: Birebir yaşadığım için daha doğru anlayabilirim belki farkı. Benim geldiğim kültür daha köklü, daha derin bir kültür, Türk kültürü. Bizim dünyaya bakışımız farklı açılardan, okuduğum yazarları söylediğimde bilmeyen çok, ya da duydum bir yerlerden deniliyor. Biz doğudan batıya bakıyoruz. Amerikalılar görmedikleri, Türk insanlarının sevabıyla, hatasıyla insan gibi insan olduğunu, mücadelesini veren bir halk olduğunu görecek muhtemelen. ‘Gece yarısı Ekspresi’ filmindeki gibi, kafesler içerisinde yaşayan insanlar değil de insan gibi yaşayan. İzlenen iki film ve nedüğü belirsiz propaganda yüzünden akıllarda tuhaf bir Türkiye görüntüsü var. Bu filmle farklı bir Türkiye görüntüsü vereceğiz.

LB: Buraya gelmeden önce bir çok öğrencinin fikri aynı. Herkes zengin, güzel, nazik. Sanki ‘Dallas’ dizisini yaşıyor halk. Amerika şahane bir yer evet ama ‘arka sokakları da göstermek lazım’ diyerek televizyondan, filmlerden gördüklerinin gerçeklik olduğunu düşünmesinler istedik.Türkiye’nin imajını düzeltmek istiyoruz tabiiki ama onuda gerçek olarak vermek isteriz.

Film çekimleri sırasında herhangi bir aksilikle karşılaştınız mı?

AB: Türklerden baya destek gördük. Bir tanesi dışında. Çok yakışıksız şeylere maruz kaldık. Daha sonra avukatımız aracılığı ile açıklayacağım. Amerikan Türk toplumunun çok büyük desteği var bu çalışmamıza o yüzden bazı yakışıksız, iş ahlakıyla bağdaşmayan oyunlara maruz kalsak bile dikkate almamak lazım. İş dünyasında normaldir böyle durumlar, ara sırada olur. İşi ve hırsı birbirine karıştıran bir arkadaşla tanışmış olduk. Yaklaşık yetmiş kişi çalışıyor burada tüm ekibi şaşırtan alicengiz oyunu ile karşılaşsak da herşeyimiz doğru ve kitabına göre olduğu için filmimiz zarar görmedi. Badireleri küçük yaralarla atlattık.

LB: Film başında çalışan arkadaşlarımız var. Sendikalılar. Amerikada herşey kanuni, yapımcıdan başka herkes sendikalı olmak zorunda. Bizim filmimiz bağımsız ve sendika şart değil. Tüm kadro sendikasız olabiliyor. Stüdyo film ve televizyonun arasında çekiyoruz bu filmi yanı mayıs ve haziran aylarında çekiliyor bağımsız filmler. Biz sendikalı olanları tuttuk ama sendikasızız. Tüm çalışanlar kabul etti. Maaşlı başladık. Herkes memnunken bir kişi memnun kalmadı bu durumdan ve sendikayı aradı, dördüncü gün sendika kapımıza, sete geldi. Herkes sendikalı. ‘Ya greve girin şirket imzalasın ya da sendikadan atılacaksınız’ diye arkadaşları zorladılar. Biz de grev sonrası, imzaladık. Sağlık sigortası vs. Baya masraf oldu. Alışkanlık haline getirdiler. Bağımsız filmlerde bunu kullanıyorlar ve birçok film çekimlerinin durduğunu biliyoruz bu sebepten. Yazık çok yazık. Çok yorulduk.

Filmi ne zaman izleyebileceğiz?

AB: Üç hafta kaba kurgu, genel hatları ile temmuzun sonuna kadar devam edecek. Temmuz ayı içerisinde Türkiye’de olacağım. Ağustos başı gibi gelip, ince işlere başlayacağım. Ağustosun sonlarına doğru genel hatlarıyla ince işler biter sanıyorum. Ankara Devlet Konservatuarı mezunu, ayrıca Ankara Belediyesinde Belediye Bandosu Orkestra Şefi Kemal Günuç Türkiye’de yapıyor müzikleri.

Müzik, ses efektleri ve renk düzenlemesi sonrasında eylül ortalarında da İstanbul’da gösterime girecek. İstanbul’da premier yaptıktan hemen sonra Amerika’da da en kısa zamanda gösterime girmesi için çalışmalar yapacağız.

“Müziğiyle, görüntüleriyle, oyunculuğuyla alışılmışın dışında bir film” 

AB: Çok iyi çekimlerimiz var, oyuncu, teknik elemanlar ekip olarak çok uyumlu çalıştı. Herkes canla başla çalıştı. Güzel, ne dediğini bilen, çok hoş, dilini belirlemiş, ilgi çekecek bir film olacak.

Türkiye’yi tanıtma konusunda başka projelerimiz var. Apar topar değil, adım adım gideceğiz. Bir basamak daha atacağız ve tanıtım amacına ulaşacağız.

(Turkish Journal)

Leave a Reply

Your email address will not be published.