Kayseri Devlet Hastanesi sınıfta kaldı!

Sağlık Bakanlığı, devlet hastanelerini düzelttik diyedursun, yakın zaman önce Kayseri Devlet Hastanesi’nde ailemin yaşadıkları ibretlikti. Kayseri Devlet Hastanesi, tıbbi servis, hijyen, sağlık personelinin davranışları ve mekan sorunları dolayısı ile sınıfta kaldı. Şehir şehir gezip, ‘Sağlık Hizmetleri Değerlendirmesi’ yaptığını söyleyen  Bakan’ı Kayseri’ye bekliyoruz.

Ailemin tatsız tecrübesi, kısa süre önce vefat eden anneannemin rahatsızlanması sonrası yaşandı. Orada olamasam da telefon trafiğinde nasıl bir hizmet ile karşılaştıklarının ayrıntılarını  gün be gün biliyorum.

Babaannesinin yanında refakatçı kalan kuzenim İsmet Bozkurt’un söylediklerinin altını çizin lütfen, bu gibi durumlarla çoğunuzun karşılaştığına, karşılaşacağınıza eminim.

Sessiz kalmayın!!!

 

‘Oysa insanlara her şey çok normal, olması gerektiği gibi geliyordu!’

 

İsmet, hastaneyi anlatırken ilk sözü şu oldu: “Farkındalığın ve duyarlılığın olmadığı hastane”

İlk gün

“İlk girdiğimde bina oldukça kötü görünüyordu. Pis ve karanlık, oldukça da eski. Giriş resmen hapishaneyi andırıyor. Kapıda ziyaretçilere oldukça sert davranan 4 güvenlik… Bu noktada ilk düşündüğüm şey,  “birçok insan ziyaret saati dışında hastasını zorla ziyaret etmek istiyor herhalde, bu nedenle bu kadar çok güvenlik görevlisi var ve insanlara sert davranıyorlar.” Yanlış düşünmüşüm,  bu güvenlik görevlilerinin tutumlarının insani olmadığını ve onların eğitimsiz olduklarını anlamam geç olmadı. Koridorların oldukça havasız olduğunu söylemeliyim. Tuvaletlerin yanından geçerken, keskin bir idrar kokusu sizi karşılıyor. Babaannemin odasında girdiğimde ise her şey normal gibi görünüyordu, yanında 20 yaşında bir diyaliz hastası vardı. Bir haftalık süreç içerisinde işlerin daha karmaşık olduğunu anladım.”

“Mekansal sorunları ilk etapta göz ardı ediyor insan” diye ekliyor İsmet, “burası Türkiye deyiveriyorsun, öğretilmiş bir şekilde, ne de olsa orada çalışan insanların bir suçu değil bu diye düşünüyorsun! Ama maalesef çalışanlar da inanılmaz duyarsızlaşmışlar, buna neyin neden olduğunu gerçekten şu an anlamıyorum! Biraz vicdan eksikliği, biraz duyarsızlık ve nihayetinde sistemin etkileri!”

 

Çalışanlarla ilgili gözlemlediğin en ciddi sorun neydi?

 

Lakayıt olmaları, işlerini sevmediklerini ve çok ciddiye almadıklarını düşünüyorum. Bütün gün çalışma yoğunluğundandır herhalde müthiş bir suratsızlık hali, ‘günaydın’, kelimesini herhangi bir hemşireden duymak şaşırtıcı orada! Ben bir refakatçı olarak oldukça rahatsız oldum bu durumdan, hasta olmak sanırım bu durumda daha da zor! İnsana şu hissi veriyorlar: “Nereden çıktın başıma, seninle mi uğraşacağım!” Ne kadar kibar olmaya çalışırsan çalış, insan çalışanlar tarafından azarlanacağı korkusuyla müthiş bir rahatsızlık duyuyor, soru sormak ne mümkün! Stajyer gençleri tenzih ediyorum bu arada.

 

‘Burada çalışıyoruz tabii ki kuralları biliyoruz!’

 

Gece 3 ve koridordan müthiş ses geliyor, dışarı çıktığımdaki vaziyet beni şok etti! Bir hasta bakıcı tekerlekli sandalyede bir ileri bir geri gidiyor, hemşirelerde fotoğrafını çekiyor, aralarında gürültülü bir şekilde şakalaşıyorlar! Gidip uyarmak durumunda kaldım: “Lütfen biraz sesiz olur musunuz hastalar uyuyamıyor, biliyorsunuz ki burası hastane ve bazı kuralları var!” Bana hemşirenin verdiği cevap şu: “Canım kim uyuyor ki burdaki kurallara, burada çalışıyoruz tabii ki kuralları biliyoruz!” Çok ilginç değil mi? Bir hasta yakınının gidip çalışanı uyarması!

 

Hemşireleri uyandırmak ne mümkün!

 

Aynı gece babaaannemin oldukça ilkel olan oksijen tüpü arızalandı! Hemşireleri çağırma stresi içinde gittik halamla kapılarına, nöbetçi üç hemşire uykudalar! Kibar bir şekilde durumu anlattık, “tamam” dediler sonra kapıyı kapattılar! Ses yok! Aynı anda başka bir hastanın yakını kapıda, hasta ateşlenmiş içeri girip hemşireleri uyandırmak ne mümkün! Uykulular, tabii uykudan uyandırınca sinirli olmaları da ihtimal. Ardından bir hasta bakıcı tesadüfen geldi ve bozuk yeri tamir etti idareten. Aynı gece babaaannem ağırlaştı, çok korktuk zaman zaman onu kaybettiğimizi düşündük, nefes almakta zorluk çekiyordu. Hemşireler gece uykuda oldukları için bu durumdan haberleri yok tabii! Aniden nefesi kesildiğinde hemşireyi zar zor çağırdık. Nabzını ölçtü ve 90 yaşındaki kanser babaannemin nabzının kendinden iyi olduğunu alaylı bir şekilde ifade etti! Tavırları gerçekten sinir bozucuydu… O andan itibaren işlerin nasıl ilerlediğini anladım: Gündüz vakti işler oldukça hızlı, doktorlar gözetiminde; ama gece tam bir fiyasko, kimsenin umrunda değil ne hasta ne sağlık ne de insani değerler! Hemşireler kesinlikle hastaya temas etmiyor bir kere, zannımca hastaları mikrobik görüyorlar. Hastabakıcı bulursan aşk olsun! Onları bile gerektiğinde zor bulmak.

İlk gün anneannemin  altını değiştirmek için  annemin yardım istediğini ve kimsenin yardıma gelmediğini telefonda öğrenmiştim. İkinci refakatçı çağırın demişler değil mi?

Evet, ben o sırada uyumak üzere hastahaneden ayrılmıştım ve  ardından ikinci refakatçı olarak 50 km yoldan babam gelmiş ve ancak o zaman altını temizleyebilmişler! Nihayetinde babaannemin tahriş olan arka bölgesi yara haline dönüştü. Ve çok ilginç yine bir hafta boyunca ne bir doktor ne de bir hemşire babaannemin arka tarafında yarası olduğunu söylememize rağmen yaraya bakma ya da pansuman yapma zahmetinde bulundular. İnsan ölmek üzere bile olsa yapılacak şey değil bu!

Hastayla ilgili her şeyi refakatçı üstlenmiş durumda, sondayı siz takıyorsunuz, oksijen tüpüyle siz ilgileniyorsunuz, yatak yarasını siz pansuman ediyorsunuz, ağızda çıkan pamukçukları siz temizliyorsunuz, hasta altına yaptıysa siz temizliyorsunuz. Odada bir refakatçı yatağı var, diğer kişi sandalyede sabaha kadar oturmak durumunda. Hemşireler hap getiriyor, iğne yapıyor, tansiyon ölçüyor, mekanik bir robot gibi. Hasta bakıcılar gecikmeli de olsa,  devasal tüpleri getiriyor. Doktorlar günde bir kez kontrole geliyorlar. O kadar…

 

İşin kibarlıkla çözülmeyeceğini anladım!

 

Benim geldiğim ikinci gün babaaannem oldukça ağırlaştı, yanındaki genç kız hem korkmuş hem de geceleri uyuyamaz durumdaydı. Genç kızın refakatçısına hemşirelere odayı değiştirip değiştiremeyeceklerini sorabileceğini söyledim. Keşke bu fikrimi paylaşmasaydım. Hemşirenin bağırmalarıyla irkildim. Aynen şunları söyledi: “Boş yer yok kardeşim, bulabiliyorsan git kendin yat. Allah allah! Anlamıyor musun?”

Şok oldum doğrusu! Oraya gelen insanların çoğu cahil tabii, bazı şeyleri anlamakta bazen zorluk çekiyorlar, ama bu azarlanabilecekleri anlamına gelmiyor!

 

Şok üstüne şok…

 

Tek kişilik oda talep ettik. Ama boş oda olmadığını söylediler! Sonra nasılsa tanıdık doktorumuz araya girmiş! Bir anda boş olmayan oda boşaldı… Odaya geçtik, ardından babaannemin sondasını değiştirdik, fakat bu aygıtla çok haşır neşir olmadığımız için sondayı yanlış bağlamışız, babannem neredeyse 4 saat idrarını yapamadı, bu durumdan hemşirenin haberi vardı ama gelip kontrol etmek zannımca zor geldi, sonunda geldi ve baktı! Enteresan bir şekilde kapağı kapalı şekilde takılmış, normalde kapaklı olan sonda diğer kabloya bağlanamıyor! Hemşire sevindi tabii haliyle, biraz daha idrarını yapamasaydı babannem ölecekti, sorumlusu da kendisi olacaktı! Korkunç bir durum! Ardından babaannemin oksijen tüpü bozuldu, daha doğrusu bozulmuş, zaten idareten yapılmıştı! Fark eder etmez, hemşireye koştum, babaannem yine zor nefes alıyordu! Bana hasta bakıcaların nöbet değiştirdiğini söyledi ve henüz hasta bakıcının yerinde olmadığını söyledi! Yine bir şok geçirdim! Bir görevli gelmeden diğeri nasıl gider bunu anlamak çok zor! Çıldırdım ve oksijeni değistirecek bir görevli bulmaya gittim. Aynı katta diğer koridorda hemşireler oturuyordu. Olayları anlattım ve yardım istedim. Gerekli yerlere telefon açacağını söyledi. Odaya girdim ve çaresizce bekledim.

Aradan 15 dakika geçti. Görevli kişi geldi, ardından odaya bir hışımla hemşire girdi ve bana bağırmaya başladı. Neden diğer bölümlere gittiğimi, bunun çok ayıp olduğunu yineleyip durdu. Ben de, gelip oksijen tüpünü ve babaannemi kontrol etmeye gelseydi bu kadar telaşlanmayacağımı söyledim. Ardından sesini iyice yükselti ve hakaret etmeye başladı. Onunla tartışmayacağımı söyledim. Ve nihayet hastanın yanında bağırmaktan çekinmeyen hemşire odadan çıktı. Ben ise çıldırmak üzereydim. Bir yandan babannemin durumu bir yandan yaşadığımız bu garip olaylar. Şikayetçi olmam gerektiğini düşündüm. Uzun bir süre uğraştıktan sonra bana bağıran hemşirenin adını almayı başardım. O esnada hemşirenin adını veren diğer hemşire bana doktor tanıdığı olduğumuzu ve iki refakatçı kaldığımız gibi suçlamalarda bulundu! Gerçekten çok komik, o anda gerçekten özel muamele gördüğümüzü anladım özel muamele görmesek neler yaşardık artık bilemiyorum! İki refakatçı kaldığımız için suçlandık! Gerçekten şaka gibi…

 

Hastaneden ayrılma kararı aldık!

 

İlçe Bünyan Devlet Hastanesi’ne yatırmak istedik babannemi, bu kadar stres, pislik sağlıklı insanı bile hasta edebilir. Nitekim grip olduk ailecek. Neyse Bünyan hastanesine gittik, başhekim bizi yatılı olarak kabul etti. Müthiş bir ilgi gördük, babannemin yarası hemen pansuman edildi. Etrafına yastıklar konuldu ve ne istediysek hasta için anında yerine getirildi! Hemşireler güler yüzlü ve oldukça insancıldı. Odamız ise tam olarak steril ve lüks denecek kadar güzeldi!  Biz babaannemi Bünyan’a geldikten iki gün sonra kaybettik, ölmek üzere olduğunu biliyorduk, fakat yine de onu en iyi şekilde uğurlamak istedik! Nitekim öyle de oldu!

 

Yaşadığımız bu olaylar bize ders oldu!

 

184’ü aradım ve yetkililere şikayette bulundum, bir hafta sonra Kayseri Devlet Hastanesi’nin sorumlu departmanı beni aradı, olayları ayrıntılı bir şekilde tekrar anlattım. Bir hafta sonra öğrendim ki 8 kişi hakkında soruşturma açılmış! Belki bu insanlar için büyük bir fark yaratmaz ama en azından biraz utanmalarını sağladığmı düşünüyordum, daha doğrusu umuyordum…

 

Sonuç?

 

İlgili yerlere dilekçem ulaştı. Hasta hakları kurul toplantısı sonrası bugün elime geçen mektupta şöyle yazıyor: “Gereken tedavi yapılmıştır. Somut verilere ulaşılamamıştır, hasta hakkı ihlali olmadığına oybirliğiyle karar verilmiştir. Tekrar hastanemize bekler, sağlıklı günler dileriz.” Sanmıyorum ki gidip hasta yakınları ile görüşmüş olsunlar. Yaşanılanlar üzücü hakikaten. O sıkıntılı dakikalarda çekim yapmayı akıl edemediğim için kızıyorum kendime.

Bu söyleşide kabaca aktarmaya çalıştığımız çerçeveye çoğunuz tanıksınız eminim. Kime sorsam sistemden şikayetçi… Ama sesini çıkaran yok.  Zihniyet değişmedikçe, tedbirler alınmadıkça bu düzen böyle gideceğe benzer. Umuyoruz bu haberi Sağlık Bakanlığı’ndan yetkili isimler de okur ve her kentin devlet hastahanelerinde teftişler arttırılır. Gereken yapılmalı. Türkiye artık insanların hakkıyla sağlık hizmeti alabildiği bir ülke olmalı.

Raporun aslı için tıklayın…

 

(T24)

 

Become a patron at Patreon!