Salgın günlerinde Finlandiya – Dr. Çağrı Yalgın: “Fin halkının devlete güveni kendiliğinden oluşmuyor, devlet bunu şeffaflık ve hesap verebilirlik ile sağlıyor”

Çalışmalarını Finlandiya’da sürdüren Dr. Çağrı Yalgın ile koronavirüs salgını günlerinin Finlandiya’da nasıl yaşandığını, halkın ve devletin aldığı önlemleri ve halkın genel ruh halini konuştuk.

Hastalığın Finlandiya’da yayılımı, diğer ülkelere kıyasla yavaş seyrediyor gibi görünüyor. Bunu neye yoruyorsunuz?

Virüs Avrupa’da yayılmaya başladığında, geçen yıl oluşan koalisyon hükümetinin başına birkaç ay önce geçmiş olan sosyal demokrat Sanna Marin, başbakanlığa yeni yeni ısınıyordu. Muhalefetin gensoruları atlatılmış, yeni hükümet programı parlamentodan geçirilmiş, merkez sağdan sosyalist sola uzanan koalisyon partilerinin anlaşmazlıklarına uzlaşma aranıyordu. Pandemi bütün bunları bir anda unutturdu.

Önlem almak için nispeten hızlı davranıldı. Koalisyon liderleri ilk toplantıda, Cumhurbaşkanı Sauli Niinistö’ye danışarak ülke çapında olağanüstü hal ilân etti. Art arda alınan kararlarla kütüphaneler, müzeler kapatıldı, konserler iptal edildi. Kreşler açık bırakıldı ancak okullar kapatılarak öğrenciler uzaktan eğitime geçirildi (sağlık, nakliyat gibi kilit sektörlerdekilerin çocuklarına imtiyaz tanındı). Önce elli kişiden fazlasının bir araya gelmesi yasaklandı, ardından bu sayı ona düşürüldü. 

Uzmanların ve hükümetin tavsiyeleri işe yaramış olabilir. Tabii, gerçekten öyle olup olmadığını zaman gösterecek.

Finler önerilen sınırlamalara kolay ayak uydurdu mu?

Evet, bunda hem coğrafyanın hem de kültürün etkisi var kanımca. Finlandiya 5,5 milyonluk nüfusunu, Türkiye’nin yarısı kadar alanda barındırıyor. Üç büyük şehrin (başkent Helsinki, Tampere ve eski başkent Turku) çok küçük merkezleri haricinde yerleşim pek yoğun değil. Evde oturmak istemeyip kendimizi yürüyüş mesafesindeki bir koruluğa attığımızda başkalarıyla pek karşılaşmıyoruz bile. Bunun yanı sıra, Finler sessiz-sakin bir millettir ve kelimenin gerçek anlamıyla bile mesafeli insanlar olarak bilinirler. Birbirlerine zaten pek yaklaşmazlar ve kalabalıktan hoşlanmazlar. Bu kültürel alışkanlıklar, uzmanların “sosyal mesafe” tavsiyelerine uymayı kolaylaştırmış olabilir.

Helsinki’nin popüler doğa yürüyüşü alanlarından Lammassaari Yolu.

Finler arasında ciddi bir panik yok anladığım…

Panikten veya korkudan çok, temkinli bir endişe var. Muhtemelen çok eğitimli bir toplum olduklarından, virüs bulaşının azaltılması, en azından yavaşlatılması ve hastane kapasitesinin aşılmaması hedeflerine yönelik olarak uzmanların ve yetkililerin tavsiye ettikleri mantıklı davranışları sergilemeye çalışıyorlar. 

Bunun tek istisnası tuvalet kağıdı paniği olabilir. Burada da süpermarketlerde ilk tükenen ürünlerden biri tuvalet kağıdı oldu. Ancak bir-iki günün ardından alışveriş büyük oranda normale döndü. Süpermarketlere girilebiliyor, ancak müşterilerden kalabalık girilmemesi, alışverişten önce ve sonra ellerin yıkanması, alışveriş esnasında gerekmedikçe raftaki ürünlere temas edilmemesi rica ediliyor. Bazı süpermarketler belirli saatleri (mesela sabahları 7-8 arası) risk gruplarına ayırdı.

Süpermarketin içinde kapalı bir kafe ve önüne dizili tuvalet kağıdı ve kağıt havlu yığınları.

Korku olmamasına bir neden de devlete olan güven midir? Ülkenin en kötüye her zaman için hazırlıklı olduğunu New York Times’dan önce sizin Fin Kültürü ve Ahlâk Bilgisi adlı Twitter hesabınızdan duymuştuk. 

Finler’in devlete güvendiği doğru. Bu güven kendiliğinden meydana gelmiyor, devlet kurumları bunu şeffaflık ve hesap verilebilirlik ile kazanıyor. Bu niteliklerin yanı sıra, Finler ekip çalışmasına değer verdiği için hükümet, krizin ilk günlerinden beri krizle ilgili olarak toplumun ve basının önüne koalisyon partilerinin liderleriyle ve ilgili bakanlarla birlikte çıkıyor. 

Finlandiya’da devletin depoları konusunu önce Helsingin Sanomat gazetesinden okudum. O habere göre varlığı değilse de konumları gizli olan bu depolarda, olağanüstü haller için maske ve başka koruyucu malzemeler, ilaç, altı ay yetecek yerli tahıl ve araçlara beş ay yetecek yakıt varmış. Bu hazırlık anlaşılabilir bir durum. Finlandiya İkinci Dünya Savaşı’ndan önce Molotov-Ribbentrop Anlaşması’yla SSCB nüfuz alanında bırakıldıktan hemen sonra Sovyet saldırısına uğramış ve yardımına kimse koşmamıştı. Bundan ders alan Finler, Soğuk Savaş döneminde kendilerini bir çatışmadaki ilk Sovyet hedefi haline getirecek NATO üyeliğini istemediler, Ruslar’la iyi geçinmeye çalıştılar ama bir saldırıya hep hazırlıklı oldular. Mesela hemen her binanın radyoaktif ışınıma dayanıklı bir sığınağı vardır. Bizim mahallemizin de kaya içine oyulu büyük bir sığınağı var, barış zamanlarında spor salonu olarak iş görüyor.

Günümüze dönersek, bu depoların varlığına rağmen geçen hafta sağlık kurumlarının koruyucu maske sorunu yaşadığı bildiriliyordu. Nitekim aynı gazete bugün (11 Nisan), bu depoların bekleneni vermediğini, ülkenin diğerleri gibi uluslararası pazarlardan maske satın almaya çalıştığını haber verdi.

Virüs, küresel çapta bir krize sebep oluyor. Finlandiya’da durum ne olur?

Birkaç ay içinde gıda fiyatlarının yükselebileceği yazılıyor. Finlandiya’nın kendi gıda üretimi yetersiz, özellikle taze sebze-meyve, Güney Avrupa ülkelerinden ithal ediliyor. Üstüne virüsün sebep olduğu küresel çaptaki krizden Finlandiya’nın etkilenmemesi mümkün değil. Hükümet, biraz önce bahsettiğim ilk tedbirlerin ardından lokantaları ve kafeleri de mayıs sonuna dek kapattı. Dolayısıyla bunların sahipleri de çalışanları da ciddi bir mali krize girdi. Ayrıca müze ve konser gibi kültürel etkinliklerden gelirleri sıfırlanan, otobüsleri boş seyreden belediyelerin zaten mevcut mali krizi katlandı. Sağlık krizinin ardından büyük ihtimalle bir iflas dalgası başlayacak ve devlet azalmış vergi gelirlerine karşın büyük bir işsizlik ve ekonomik daralma sorunuyla baş etmek zorunda kalacak. Küresel ekonominin durumu Finler için çok önemli çünkü Finlandiya ekonomisinde ithalatın çok önemli bir yeri var.

Helsinki’de bulunan, Kuzey ülkelerinin en büyük kapalı alışveriş merkezi Itis, karantina günlerinde bomboş.

Muhalefet partileri, koronavirüs sonrası Finlandiya’nın farklı bir ülke olacağını, bambaşka sorunlarla bambaşka mali kaynaklarla baş etmek zorunda kalacağını ifade ederek daha birkaç ay önce belirlenen hükümet programının yenilenmesi gerektiğini söyledi. Finlandiya bu sorunlarla nasıl baş edecek? Öncelikle borç alması gerekecek gibi duruyor. Kredi notları şu anda AA+ ve AAA+ olduğundan, Finler  ucuza borçlanabiliyor. Hükümet, ülkenin 168 milyarlık dış borcuna 10-20 milyar euro daha ekleneceğini duyurdu bile. Bundan fazlasını herhalde ancak hastalığın seyri belirleyecek.

Türkiye haberlerini takip edebiliyor musunuz? Birçok bilim insanı bilimsel veriler ışığında yapılması gerekeni yılmadan dillendirirken, çokça insan sunulan tüm kanıtlara, uzmanların yaptığı tüm açıklamalara rağmen hâlâ komplo teorilerine inanmak isteyebiliyor. Bunu neye bağlıyorsunuz? 

ABD’li yazar H. L. Mencken’den bir alıntıyla cevap vereyim: “İnsanın her sorununun, iyi bilinen, zarif, mantıklı ve yanlış bir çözümü mutlaka vardır.” Bu söz 1920’de yazılmış. O dönemde de insanlar, özellikle karmaşık sorunları, kendi kolayca anlayabilecekleri basit hikâyelere dökmeye eğilimliymiş demek ki. Özellikle suçu başkasına yükleyen hikâyelere.

Siz laboratuvarınızı kapattınız mı? Yakın gelecekte virüsler üzerine bir çalışmaya katılacak mısınız? 

Hayır, ben kendi uzmanlık alanımda çalışmaya devam edeceğim.

Çağrı Yalgın kimdir?

İzmir Bornova Anadolu Lisesi’nden ve Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Sinir gelişimi alanındaki doktora çalışmalarını Japonya-Tokyo yakınlarındaki RIKEN Beyin Bilimleri Enstitüsü’nde yaptı. Şu anda Finlandiya’nın Helsinki ve Tampere üniversitelerinde mitokondri hastalıklarının sinirsel etkilerini genetik yöntemler ile araştırıyor. Finlandiya kültürü, tarihi, yaşantısını Fin Kültürü ve Ahlâk Bilgisi adlı Twitter hesabından ve Cagri.fi adresindeki sitesinden paylaşıyor.

Become a patron at Patreon!