Türkiye’de araştırma ve öğretim özgürlüğü

“Türkiye’de araştırma ve öğretim özgürlüğü” konusuna eğilecek

uluslararası çalışma grubuna Kuzey Amerika’dan destek…

 

Türkiye’de Araştırma ve Öğretim Özgürlüğü Uluslararası Çalışma Grubu (Groupe

International de Travail, GIT), Türkiye üzerine araştırmalar yapan bir grup

akademisyen tarafından 21 Kasım’da Fransa’da kuruldu. Grubun kuruluş metnini

internet üzerinden okuyup grupla temasa geçen, Kuzey Amerika’da çalışan ve

Türkiye üzerine araştırmalar yapan bir grup araştırmacı da 27 Aralık’ta çalışma

grubunun Kuzey Amerika ayağını (GIT –North America) kurdu. Bu gelişme

sonrası Kuzey Amerika ayağı adına (GIT –North America) UC Davis’ten Doçent

Dr. Baki Tezcan veNorthwestern Üniversitesi’nden Dr. Evren Savcı ile T24 için

görüştük.

 

Türkiye’de araştırma ve düşünce özgürlüklerinin son yıllarda giderek artan

bir baskı altına girmiş olduğunu belirten Tezcan, “Bu baskıyı yaşayanlarca

yakından bilinse de, çeşitli nedenlerle bu baskıyı hissetmemiş olanlar, meselenin

münferit olaylardan ibaret olduğunu ve demokratikleşme konusunda Türkiye’de

2002’li yıllarda önemli adımlar atmış olan AKP’nin böyle yollara girmeyeceğini

düşünüyordu. Ancak Ahmet Şık ve Nedim Şener gibi araştırmacı gazetecilerin,

Büşra Ersanlı ve Ragıp Zarakolu gibi akademisyen ve yayıncıların ve Cihan

Kırmızıgül ve Şeyma Özcan gibi ülkemizin geleceğini kuracakken eğitimlerinden

mahrum edilen yüzlerce üniversite öğrencisinin aklı selim sahiplerince gülünecek

nedenlerle tutuklanmaları, AKP hükümetinin baskıcı yollara girmekle kalmayıp

bağımsız olması gereken yargıyı da kendine bu yollarda yoldaş yaptığını açıkça

gösterdi” dedi.

Savcı ekledi: “İçişleri Bakanı Şahin’in pazartesi günü yaptığı açıklamalar

bugün gelinen noktanın ne kadar vahim olduğunu gösteriyor. Artık, Türkiye

bir bakan tarafından tanımlanan “bilimsel terör” diye keyfi bir suç kategorisinin

var olduğu bir ülke. Sayın Şahin geçen hafta da önemli bir açıklama yaparak

hükümet ve yargının koordineli hareket ettiğini bildirmişti. Demek ki Türkiye’de

bir akademisyenin yazdıklarından dolayı tutuklanması artık yürütme erkinin iki

dudağı arasında. 12 Eylül 2010 referandumu ile rafa kalkacağı söylenmiş olan

12 Eylül (1980) rejiminin kaldığı yerden devam ettiğini söylemek çok da abartılı

olmayacaktır bu durumda.”

 

Hedefiniz?

İlk hedefimiz, hapisteki meslektaşlarımıza yalnız olmadıklarını hissettirerek

destek olmak ve Arap Baharı akabinde Orta Doğu’ya örnek gösterilen Türkiye

demokrasisinin ciddi problemleri hakkında bir farkındalık yaratarak uluslararası

kamuoyunu bilgilendirmek. Ayrıca ister askeri, ister sivil olsun Türkiye siyasetinin

otoriter eğilimleri üzerine araştırmalar yapılmasını da teşvik etmeyi planlıyoruz.

 

Elbette ki nihai hedefimiz 12 Eylül 2010’da geleceği müjdelenmiş olan “ileri

demokrasi”nin gerçekten de gelebilmesi için Türkiye’de yapılan çalışmalara

elimizden geldiğince katkıda bulunmak. Bizler Türkiye’nin bugünkünden çok

daha kaliteli bir demokrasiyi hak ettiğine inanıyor ve 12 Eyül askeri rejiminin

sivil kostümlerle tekrar sahneye konulmasından endişe duyuyoruz. Dünyanın

en büyük yirmi ekonomisi arasına giren Türkiye, üniversite kürsülerinin hükümet

tarafından hedef gösterildiği ve tutuklu gazeteci sayısında lider bir ülke olmak

yerine neden dünyanın en ileri yirmi demokrasisinden birine sahip olmasın?

Ayrıntılı bilgi için tıklayın 

 

(T24)

Leave a Reply

Your email address will not be published.