Ece Temelkuran: İnsanlık tarihine geçecek türden bir dönüşüm yaşıyoruz

Ece TemelkuranGazeteci yazar Ece Temelkuran ülke gündemi karşısında “ağzımla elimi kapatmış haldeyim” diyerek, “İnsanlar yaşadıklarımızın çok devasa şeyler olduğunun çok da farkında değil” şeklinde konuştu. Temelkuran, “İnsanlık tarihine geçecek türden bir dönüşüm yaşıyoruz” dedi.

T24’ün sorularını yanıtlayan Ece Temelkuran, “Nelere alıştığımızın listesini yapsak bundan otuz yıl sonra o listeye inanamayacağız gibi geliyor” ifadelerini kullandı.

Çocuklar için çok üzüldüğünü belirten ünlü yazar, “Çünkü hayatı ve insanlığı çok yanlış bir zamanda çok yanlış bir yerde öğreniyorlar. Son on yılda bir çocuğun bu ülkeden ne öğrendiğini düşününce… Kahroluyorum” diye konuştu.

Temelkuran’ın ülke gündemiyle ilgili neler düşündüğüne ilişkin sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle:

Son bir yılda Türkiye’de yaşananlar bir roman olsa kitabın başlığı ne olurdu?

Barbarları Beklerken… Coetzee’nin Nobelli romanı bence durumumuza çok uygun. O sellerin bu çamurları getireceğini yazanlar oldu. Kendimi de dahil ederek söyleyeyim, kötü şeyler olacağını yazanlar kötü kalpli kahinler sanıldı belayı çağıranlar, laneti davet edenler. Ama -sel görmüş olanlar bilir bunu- ani gelir ve gelen su değil, önlenemez, baş edilemez bir çamur deryasıdır. Başladıktan sonra çok geçtir. Böyle şeyler söyleyince insanlar kızıyor, ama gerçek de bu. En azından ben böyle görüyorum.

Bu romanın içinde de vazgeçilmiş bir roman var mı sizce?

Sessizlik romanı var. Toplumlar büyük değişimler geçirirken, bazılarımıza bir sessizlik hali geliyor. Benim için böyle. Sessizlik. Çünkü bu kadar büyük bir değişimi, dönüşümü içindeyken, dönüşüm gerçekleşirken anlatmak çok da mümkün görünmüyor bana. Bağırabilirsiniz, çığlık atabilirsiniz, “Hayır!” diyebilirsiniz, ama anlatmak için zaman geçmesi gerekiyor. Bu sürecin ana aktörleri değil, küçük, görünmez bileşenleri ilgilendiriyor beni mesela. Bu büyük değişime, yıllar önce dayanıksız bir iyimserlikle “Hoş geldiniz” diyenler, “Yahu adamlar iyi aslında” diye kendi kendini inandıranlar, bu süreci yönetebileceğini sanan beyaz Türkler… Şimdilik bu toz duman içinde mesela, bu ayrıntıların romanından vazgeçiyoruz, vazgeçiyorum.

Son dönemde, Türkiye hikâyesinde öksüz kalanlar kimler?

Çocuklar… En çok öldürülen çocuklar, sonra eğitim sistemleriyle oynanan milyonlarca çocuk, büyüklerin lanet olası yalan dünyasını izlemek zorunda kalan çocuklar. Onlar için çok üzülüyorum çünkü hayatı ve insanlığı çok yanlış bir zamanda çok yanlış bir yerde öğreniyorlar. Son on yılda bir çocuğun bu ülkeden ne öğrendiğini düşününce… Kahroluyorum.

Bu hikâyenin içinde sizin küçük hikâyenizi merak edenlere ne derdiniz?

Röportaj yaparken çok olurdu. Karşımdaki kahredici, şok edici, kaldırılamaz şeyler anlatmaya başlayınca farkında olmadan elimle ağzımı kapatmaya başlarım. Söyleyecek bir söz bulamamanın işareti bu. Şimdi ülke karşısında öyleyim. Ağzımla elimi kapatmış halde. Sözün karşılayamayacağı delilikler de vardır. Şirazeden çıkmış hayata sözün elbisesini giydirmek mümkün değil. Sanırım insanlar çok da farkında değil, yani insanlık tarihine geçecek türden bir dönüşüm yaşadığımızın, yaşadıklarımızın çok devasa şeyler olduğunun çok da farkında değil. Nelere alıştığımızın listesini yapsak bundan otuz yıl sonra o listeye inanamayacağız gibi geliyor.

Zamanı nasıl devrediyor Ece Temelkuran?

Genç kadınlara. En çok onlara anlatmaya çalışıyorum ve en çok etrafımdaki genç kadınları korumak zorunda hissediyorum. Bugünlerde ‘Bütün Kadınların Kafası Karışıktır’ kitabı sahneye uyarlandı, yirmi yıl önce genç bir kadınken yazdığım ilk kitap. İzlerken bir çemberin tamamlandığını, artık devretmeye başlamanın zamanının geldiğini düşündüm epey. Bir şey bildiğimizden değil de, öğretmek ve hayata hazırlamak sorumluluklarını hissettim. Benim küçük hikayemde böyle şeyler var: Cenevre’de İnsan Hakları Film Festivali’nde jürilik, yurtdışında yayınlanan kitaplar, Ak Sanat’ta açılacak Post-War sergisinin metnini yazmak… Sessizlik aslında.