Ekonomi yönetiminde koalisyon kuruldu

New York Üniversitesi Misafir Öğretim Üyesi, Ekonomist Doç. Dr. Ümit Akçay, yeni ekonomi yönetimini farklı sermaye kesimleri arasında bir koalisyon olarak değerlendirdi.
Akçay, “Yeni kabine ile ekonomide 13 yıllık Ali Babacan dönemi kapandı, ancak Mehmet Şimşek bu çizgiyi temsilen ekonomiden sorumlu başbakan yardımcısı olarak göreve getirildi” dedi ve şöyle konuştu: “Ekonomiyle ilgili diğer kilit bakanlıklarda değişim var. Özellikle uluslararası yatırımcılar ekonomi yönetiminde 2002’den itibaren uygulanan “yatırımcı dostu” politikaların devamını bekliyordu ve kabinede bunu garantileyecek bakanları görmek istiyordu. Mehmet Şimşek ekonomiden sorumlu başbakan yardımcılığı koltuğu ile Hazine’den sorumlu olacak ve diğer ekonomi bakanlıklarının koordinasyonu sağlayacak. Şimşek’in en önemli özelliği, Maliye Bakanlığı görevi sırasında hem TCMB bağımsızlığına hem de mali istikrara önem vermesi. Şimşek’in yeni görevi, uluslararası entegrasyon seviyesi yüksek, büyük sermaye kesimlerinin çıkarlarının yeni kabinede korunacağını gösteriyor. Ekonomi Bakanı olarak Mustafa Elitaş’ın tercih edilmesinin anlamı ise Anadolu sermayesi olarak da adlandırılan daha küçük ölçekli sermaye kesimlerinin çıkarlarını temsil edileceği mesajının verilmesi. Maliye Bakanı olan Naci Ağbal, maliye kökenli bir bürokrat olarak, 2000’li yılların neoliberal mali disiplin politikasının uygulayıcılarından biriydi. Bu anlamda maliyede Şimşek çizgisinin sürmesini bekleyebiliriz. Cevdet Yılmaz Kalkınma Bakanlığı, Binali Yıldırım ise Ulaştırma Bakanlığı koltuklarını korudu. Berat Albayrak’ın Enerji Bakanlığı görevi ise madencilik, HES’ler ve enerji dağıtım ihaleleri gibi alanların doğrudan Saray tarafından düzenlenmek istendiğini ifade ediyor.

Küresel kriz derinleşirken

Akçay, önümüzdeki dönemde yeni kurulan hükümeti önemli sorunların beklediğini söyledi: “Dünya geneline baktığımızda ABD dışında ekonomik büyüme 2008 krizinden itibaren bir türlü toparlanamadı. Uluslararası kurumların yaptığı tahminlere göre 2016 yılında dünya ekonomisi 2015’ten daha iyi olmayacak. Küresel krizin gelişimine baktığımızda, 2012’den itibaren etkilerinin hissedilmeye başlanan küresel krizin 3. aşamasının gelişmekte olan ülkeleri vuracağı görülüyor. Zira Türkiye ekonomisinin de 2012’den itibaren yavaşlamaya başladığının ve yüzde 3-4 seviyesinde bir büyümenin güçlükle yakalandığının altını çizmek gerekiyor.

Aralık ayında yapılması beklenen FED faiz artışının, özellikle “yükselen piyasalar” için ciddi sonuçları olabilir. Daha da önemlisi, sermaye hareketlerinin tersine dönmesinin, tek seferlik yaşanacak bir şoktan ziyade, daha uzun vadeye yayılacak bir süreç olma ihtimali var. Böyle bir ortamda 2000’li yıllar boyunca ABD’deki kredi genişlemesinin, 2008 krizi sonrasında da krizden çıkış için hayata geçirilen miktarsal genişleme programlarının sağladığı olanaklarla kurulan neoliberal popülist rejimlerin sarsılması gündeme gelebilir.

Utangaç “kalkınmacılık”

Akçay, artık 2000’li yıllardaki gibi, bir yandan sert neoliberal program uygulayıp, diğer yandan da bunun ortaya çıkarabileceği toplumsal hoşnutsuzlukları kredi genişlemesi ve sosyal yardım programlarıyla törpüleme olanağının ortadan kalkmaya başladığını ifade etti. Bu yeni durumda neoliberal popülizmlerin önünde iki seçenek kaldığını belirtti: “İlki sosyal yardım ve kredi genişlemesi yanları törpülenmiş bir neoliberal programı uygulamak, ki bunu yapıp da iktidarda kalabilen bir hükümet olmadı. İkincisi de benim “utangaç kalkınmacılık” olarak ifade ettiğim politikalara yönelinmesi. Bunun anlamı şu: küresel krizin derinleşmesi nedeniyle zaten dış ticaretin çöktüğü bir ortamda iç talebin giderek daha fazla öne çıktığı, kısmı ve sınırlı da olsa ithal ikameci uygulamaların gündeme geldiği bir süreci yaşayabiliriz. Örneğin asgari ücret artışı gibi uygulamaları bu çerçevede düşünebiliriz.

Artan jeopolitik riskler

Bölgede giderek artan jeopolitik risklerin Türkiye ekonomisi açısından kritik bir öneme sahip olduğunu dile getiren Akçay, “özellikle Rus uçağının düşürülmesi sonrası artan güvenlik riskleri nedeniyle petrol fiyatlarında yaşanan artışın sürekli olup olmayacağı önemli” dedi: “Bir süredir petrol fiyatlarının düşük seyretmesi, cari açık ve enflasyon gibi temel sorunların daha da kötüleşmesini engelleyen bir faktör olarak işliyordu. Petrol fiyatlarındaki düşüş dünya genelinde ekonomik büyümenin yavaşlamasının bir sonucu ve küresel krizin derinleşmesinin bir belirtisiydi. Bu süreçte temel bir değişiklik yok ancak petrol arzının daraltılması fiyatları tekrar yükseltebilir.

Geçtiğimiz hafta petrol fiyatlarının 40 doların altına düşme ihtimali sonrasında Suudi Arabistan şimdiye kadarki tavrını değiştirerek, petrol fiyatına istikrar kazandırılması için OPEC ülkeleriyle işbirliği yapacağını ilan etti. Buna ek olarak Ortadoğu’da siyasi gerginliklerin tırmanması ve sıcak çatışma alanlarının artması petrol fiyatlarının artmasına, bu ise Türkiye ekonomisinin en temel avantajlarından birinden mahrum kalmasına neden olacaktır.

2016 sıkıntılı olacak

Akçay, son olarak, 2016’ya girerken ekonomik büyümede yavaşlamanın ve işsizlikteki artışın sürdüğünü belirtti ve önümüzdeki dönemde, merkez bankasının FED faiz artışına paralel olarak hareket edeceğini öngördüklerini söyledi. Nedenini şöyle açıkladı: “TCMB’nin faiz artışı yapmadığı bir ortamda döviz kurunun değerlenmesi ve bunun ithalat kanalıyla enflasyona yansıma ihtimali yükse. Olası faiz artışı, inşaat sektörü gibi faiz hareketlerine duyarlılığı yüksek olan sektörlerde hissedilecek. Bu olumsuz riskler karşısında yeni hükümetin elindeki en önemli koz kamu bütçesinde bir ekonomik genişleme politikası için halen manevra alanının bulunması. Buna ek olarak özellikle iç talebin öne çıkacağı bir dönemde asgari ücretin yükseltilmesi yeni döneme yapılan bir hazırlık olarak görülmeli.