#evrimsürüyor

19-20 Aralık 2015 tarihlerinde Boğaziçi Üniversitesi Garanti Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek, bu yıl beşincisi düzenlenecek olan ‘Evrim, Bilim ve Eğitim Sempozyumu’nda, evrimsel biyoloji başta olmak üzere fen bilimlerinin bir dizi alanındaki yeni gelişmeler konuşulacak ve bilim felsefesi alanında tartışma yürütülecek. Toplantıda insanın toplumsal bir canlı olarak irdelendiği ve insan evriminde önemli dönüm noktalarının tartışıldığı sunumlar, oturumlar yer alacak: evrimsempozyumu.org

Sempozyuma kadar seçimlerin olduğu tarih 1 Kasım hariç her hafta, Twitter’dan #evrimsürüyor etiketiyle bilim insanlarının kendi alanlarında hazırladıkları sunumları takip edebilecek, onlara sorularınızı iletebileceksiniz.

Twitter’dan bilgi paylaşan ilk isim  Ömer Gökçümen oldu. Antropolojik (insanın kökenlerini ve daha da önemlisi çeşitliliğini araştıran akademik dal) Genomik (DNA dizilerinin insanlar ve diğer canlılar arasındaki çeşitliliğine ve fonksiyonel etkisine bakıyor) anlatan Gökçümen, “Bizi insan yapan nedir?” ve “Bizi birbirimizden farklı yapan nedir?” sorularını anlamanın teorik temelinde evrim teorisi olduğunun altını çizdi. Nasıl oldu da beynimiz şempanzelere göre daha büyük? sorusunun kafasını en çok karıştıran soru olduğunu belirten Gökçümen, bu durumun tek bir insan geninin şempanzedeki versiyonuna göre değişmesi ile değil, adeta bir paket programla olduğuna ve genlere değindi. “Hatta büyük bebek kafalarını doğurmaktaki sıkıntıları biraz rahatlatacak, rahim kanalının büyüklüğü ile ilgili genler bu işin içine girdikçe, karmaşık ve birbirine evrimsel olarak bağlı yüzlerce değişiklik var şempanze ve insan arasında.” diye belirtti. Genetik yakınlıklara bakarak türler arasındaki evrimsel ilişkiyi net bir şekilde gördüklerini aktaran Gökçümen, sözünü ettiği, büyük beyin için gereken yüzlerce değişikliğe rağmen şempanze ve insan genomlarının yüzde 99’unun aynı olduğu bilgisini paylaştı.
İnsan genom projesi ve sonrasındaki kendisinin de içinde olduğu genom projelerinin tamamen evrimsel teori içerisinde çalışıldığını ifade etti.

‘İnsan genetiğine bakarsak evrimle ters düşen tek bir ciddi çalışma yok’

Gökçümen’in Twitter’da paylaştığı bazı bilgiler şöyle:

-İnsanı insan yapan özellikleri çalışırken en önemli metod sorunlarından birisi kültür. Mesela bugün biliyoruz ki, hiç te mükemmel olmayan zeka testleri kültürel değişimlere çok duyarlı.
O yüzden zekanın (ölçmek için iyi bir metodumuz da yok) genetik temelleri olduğunu biliyoruz. Ancak çalışmak çok zor.

-Son on sene, yeni bir kapı aralandı. Artık tüm genomlara bakabiliyoruz binlerce insan için. Bu da iki insanın genomları arasında sadece binde bir oranında farklılık olduğunu gösteriyor. Dahası, artık modern insanlarının kökenlerinin 200 bin sene kadar önce Afrika’da olduğunu biliyoruz. Tüm kültürel önyargılarımıza rağmen, çok büyük ihtimalle ilk insan siyah derili. Dahası, yine kültürel önyargılarımıza inat, bir Pigme ile bir Nijeryalı arasındaki genetik uzaklık, bir Türk ile bir Japon arasındaki genetik uzaklıktan daha fazla. Diğer bir deyişle bizim kafamızda yerleşmiş ırklar veya etnisiteler her ne kadar sosyolojik önemi olan kültürel yapılar olsa da, genetik olarak ‘ırk’ kavramının pek bir tutarlılığı yok.

-Çok yakında kendi DNA’mıza hükmedecek duruma geleceğiz. Bu teknoloji ile bir GATTACA dünyasına mı, yoksa daha eşitlikçi, hastalıkların azaldığı bir dünyaya mı gideceğiz göreceğiz.

Ömer Gökçümen, New York Eyalet Üniversitesi Biyoloji bölümünde yardımcı doçent. Ekibiyle beraber genetik teknikleri kullanarak insanı insan yapan özellikleri ve insanlar arasındaki farklılıkları evrimsel ve antropolojik bağlamda anlamaya çalışıyor. Eğitimini Boğaziçi, Pensilvanya ve Harvard Üniversitelerinde tamamladı.

Website: gokcumenlab.org