Ayahuasca depresyona çare mi?

AyahuascaYüzyıllardır Güney Amerika’da şifa niyetine alınan ve bitki bazlı bir psikoaktif içecek olan ayahuasca, bugünlerde depresyon için olası bir tedavi olarak biyomedikal bilim insanlarının dikkatini çekiyor. Brezilyalı araştırmacılar ayahuascanın ilk klinik test sonuçlarını geçen ay yayınladılar.

São Paulo, Brezilya Üniversitesi’nden nörobilimci Jaime Hallak önderliğindeki bir grup araştırmacı, denedikleri antidepresan ilaca yanıt vermeyen, hafif-orta depresyon tanısı konmuş, hiçbir plasebo grubuna dahil olmayan altı gönüllüyle ayahuascanın etkileri üzerine çalıştı. İçilen ayahuasca sonrası, hastalarda depresyonun azalmaya başladığı ve etkisinin üç hafta sonra dahi hala mevcut olduğu söylendi. Araştırmaya katılan bilim insanları, bu hipotezi sınayacak yeni çalışmalar yapacaklarını da duyurdu.

Yarım yüzyıl önce dünya çapında büyük ölçüde yasaklanan, üzerinde araştırma-çalışma yapılması sınırlı olan psikoaktif ilaçların potansiyel faydaları üzerine yapılan araştırmalar, devlet ambargosu dolayısı ile kapsamlı bir şekilde yapılamasa da bilim dünyası konu ile ilgili.

Yapılan deney dikkate değer

Sinirbilimi üzerine çalışan, Açık Bilim’den de tanıdığımız Dr. Çağrı Yalgın ile ayahuasca üzerine yapılan son deney hakkında mesajlaşma şansımız oldu. Yapılan son araştırmada seremoni olmamasını, deneyin psikiyatri kliniğinde yapılmış olmasını ve önceden hazırlanmış ayahuasca kullanılmasını dikkate değer bulan Yalgın, araştırmacıların kullanmadan önce ayahuascanın içindeki etken maddelerin (dimetil triptamin [DMT] ve harmin) derişimini ölçtüklerini ve bunun araştırmanın olumlu bir yanı olduğunu söyledi. Bitkilerin etken maddeler açısından değişkenlik gösterdiğini de ekledi: “Deneyde bitkiden ya da bitki özütünden ne kadar verildiği kadar etken maddeden ne kadar verildiği önemlidir. Hem deneyin tutarlılığı açısından, hem de deneklerin emniyeti açısından.”

Dr. Yalgın’ın deneye dair söylediklerini şöyle özetleyebiliriz:

“Daha önceden hafif-orta ölçekte depresyonu olan ve fayda görmediklerinden ilaç değiştirme aşamasına gelmiş altı deneğe, önce bir psikiyatrist tarafından standardize ruhsal durum muayenesi yapılıyor, sonra ayahuasca sıvısı veriliyor. Bundan sonra da psikiyatrik testler tekrarlanıyor. Bu testlerdeki skor zamanla düşüyor, yani hastaların depresyonu azalıyor. Yani ayahuasca öncesi değerlendirmeyi sonrakiyle mukayese ediyorlar. Ancak bu değişim ayahuascaya, plaseboya veya her ikisine birden bağlı olabilir. Hangisi olduğunu bu deneyden anlayamayız. Anlamak için plasebo kontrollü, “kör” deney yapılması gerekli. Yani deneklerin bazıları ayahuasca alırken, bazıları içinde etken madde olmayan, benzeri bir sıvı almalı, ve hangisini aldıklarını bilmemeli veya tahmin edememeliler (tek-kör deney).

“Olabildiğince nesnel bir değerlendirme yapabilmesi için tercihen muayeneyi yapan psikiyatrist de hangi deneğin neyi aldığını bilmemeli (çift-kör deney). Muayeneler bittikten sonra, veritabanından hangi deneğin hangi tedaviyi (plasebo/ayahuasca) aldığı bulunup bu iki grubun sonuçları istatistiksel olarak mukayese edilmeli. Yan etkilere gelince. Deneklerin yarısı kusma geçirmiş, ancak şikayetçi değillermiş. Ciddi bir yan etki görünmüyor, ama topu topu altı hastadan bahsediyoruz. Daha geniş deneylerde başka yan etkilere rastlanabilir. Sonuç olarak: Bu deneye bakarak ayahuascanın etkinliği hakkında çok şey söylemek mümkün değil. Ancak ayahuasca ile daha geniş ve ciddi deneyler yapılabilmesine kapı aralıyor diyebiliriz.”

Bu haliyle kullanılamaz ancak molekül üzerinde değişiklik yapmak etkili olabilir

Yalgın, ayahuascanın kendisinin bir tedavi yöntemi olarak kullanılmasını beklemediğini söyledi ve şu bilgileri iletti: “Önceki deneylere göre içinde aktif maddeler var, evet, ve ayahuasca verildiğinde insan beynine aktif etkisi var, işlevsel manyetik rezonans araştırmalarına göre. Ancak önceden belirttiğim gibi bitkilerin içindeki aktif maddeler değişkenlik gösterir, maddenin az olması etkisizliğe, çok olması zehirlenmeye neden olabilir. Ayrıca ayahuascanın hazırlanmasındaki farklılıklar da insanın bir defada aldığı etken madde miktarında farklılıklara yol açabilir. Mesela şu BBC haberinde ayahuasca alan birinin ölümünden ve hazırlayan şamanların bazılarının eğitimsizliğinden bahsediliyor.

Öncelikle ayahuasca içindeki hangi maddenin ne kadarının insana faydalı, ne kadarının zararlı olduğunu araştırmak, ve böyle bir doz bulunabilirse hastalara bunu önermek gerekiyor. Böylece maddenin etkisini çok daha kontrol altında tutabiliriz. Belki molekülün üzerinde değişiklikler yapılarak daha güvenli yeni ilaçlar da elde edilebilir. Çünkü bazen moleküldeki bir değişiklik ilacı önemli ölçüde geliştirebiliyor. Bu etkin maddeler belki bitkilerden değil de kimyasal veya genetik yöntemlerle daha kolay, ucuza ve doğadaki bitkileri tüketmeden üretilebilir.

Bitkiyi tedavi olarak verdiğinde aslında binlerce madde birden vermiş oluyorsun. Bunların bazıları zararlı da olabilir, en azından belirli bir kesime. Mesela bazılarının alerjisi olabilir. Tedaviyi sağlayan etken maddeyi bulup yalnızca bunu verdiğinde bu sorunun da üstesinden geliyorsun.”

Peki, ayahuasca seremonisinin etkisi nasıl oluyor?

Son yıllarda Türkiye dahil birçok ülkede ayahuasca seremonilerine ilginin artması ve bitkinin sıkça konuşulması sonrası bitki üzerine yazılan çizilen her detayı ele almaya başladım. Alkol ve uyuşturucu bağımlılarının tedavisinde işe yaradığı, savaş sonrası travma yaşayan birçok askerin bu seremoni sonrası hayatlarını sağlıklı bir şekilde devam ettirmesi örnekleri mevcut. Konu üzerine çok sayıda araştırma var.

Kısa süre önce, bir ayahuasca seremonisine katıldım. Herhangi bir depresyon geçmişim yok. Daha önce, psikedelik ilaç, mantar ve benzeri veya daha hafif uyarıcı kullanmış biri değilim. Spiritüel dünyadan da uzak olduğumu çerçeveye eklersek iyi bir denek olduğumu düşünebiliriz. Bu yazıyı yazmak ve objektif bir şekilde gözlem yapmak için o seremonide bulundum.

Seremoni öncesi bir hafta kadar ciddi bir diyete girdim. Ayahuasca öncesi yenilmemesi gereken besinler listesine harfiyen uydum. Hazırlanan bitkiyi içmeye hazırdım. Kontrollü bir ortamda, şaman bir tanıdığım ve psikiyatrist bir doktorun gözetiminde daha önce hiç tanımadığım on başka kişi ile seremonide yer aldım. Ayahuasca seromonisinin plasebo etkisi yadsınamaz. (Plasebo hakkında detaylı bilgi için Dr. Işıl Arıcan’ın Açık Bilim’de yayımlanan yazısına göz atabilirsiniz)

Düşünün ki hiç tanımadığınız insanlarla karanlık bir odada uzanmış ve özenle seçilmiş mesajları vücudunuza aldığınız ilacın etkisi altında özümsüyorsunuz. Bilinçaltınızdaki kapıların tek tek açılması ve korkularınızla yüzleşmeniz olası. Az dozda aldığım ilacı yirmi dakika sonra çıkardım ama on saat kadar etki altındaydım. Halusinasyonlar gördüm. Karşılaştığım her korku anında bilincimin geliştirdiği telkinleri devreye soktum.

Ayahuascanın etkinliği hakkında bireysel gözlemim, depresyondaki hastalar için olumlu olabileceği yönünde. Yaşanan duygu birliği muazzamdı ama bunun bireysel bir tecrübe ve riskli bir deneyim olduğunu yeniden belirteyim.

Seremonide neler yaşandı?

Seremoni sonrasında orada bulunan kişiler ile detaylı konuşma şansım oldu.

40 yaşlarında bir erkek katılımcı, ayahuasca seremonisinin insana yalnız olmadığını hissettirerek diğerleriyle kopan duygusal bağları onarma fırsatı verdiğini söyledi ve ekledi: “İnsanların yaşam sevincini elinden alan üzüntüler, tramva ve acılar tekrar deneyimlenerek kişinin kendisiyle barışması sağlanıyor. Kişinin kendisiyle kurduğu yıkıcı ilişki olumlu bir yöne çevrilebilir.”

70 yaşlarında bir erkek, sırf merakından burada olduğunu, seremoniden etkilenmediğini, 1960’larda çok kez psikoaktif madde deneyimi olduğunu söyledi. Bu geceden aklında kalanın ise ilaç içen ve bu ilacı kusan çokça perişan insan olacağını belirtti. Seremoni esnasında aktarılan mesajları ise (Şamanlarca Ayahuasca bir dişi ana ve sizinle konuşuyor) Peru’dan esinlenilmiş Amerikanlaştırılmış bir saçmalık olarak nitelendirdi.

35 yaşlarında bir erkek, seremoniye dördüncü kez katılıyordu. Ayahuasca sonrası hayatının değiştiğini düşündüğünü şu cümlelerle aktardı: “Katıldığım konferanlarda konuşma öncesi endişe yapıyordum, bu bitki sayesinde artık daha rahatım ve kendime sarılmayı öğrendim.”

‘Ayahuasca’ya minnettarım’

30 yaşlarında bir kadın: “Ayahuasca’ya minnettarım, bu beşinci içişim, her seremonide başka bir deneyim yaşıyor ve bu dünyada yalnız olmadığımı hatırlıyorum. Kimseden bir şey isteyememe durumum vardı. Benim hakkında ne düşündüklerini öne koyup hareket edemez hale geliyordum. Zayıflıklarım ve egomla yüzleştim. Artık daha huzurlu bir hayatım var, sıkıştığımda ayahuascayı aklıma getiriyorum ve rahatlıyorum”

55 yaşlarında bir kadın: “Editör olarak çalışıyorum ve aldığım sorumlulukların beni ezdiğini gözlemledim. Seremoni sonrası gözlemledim ki daha rahat, yargılamayan, sinirlenmeyen bir insan var içimde. Çok daha sağlıklı ve rahat iletişim kurmayı öğrendim. Mutlu ve şanslı hissediyorum böyle bir deneyim yaşadığım için.”

50 yaşlarında bir erkek: “ Bu ikinci içişim, seremoni sırasında yaşadığım yorgunluk sonrası bir daha asla içmem demiştim, ama gördüm ki bu ilaç bana iyi geliyor. Daha olumlu düşünen, şükreden bir insan oldum.”

Seremoni esnasında orada bulunan psikiyatrist doktor, çoğu hastanın kendi kendisini iyileştirebileceğini, her şeyin akıl ve bilinçte başladığını ama bunun sistem tarafından öğretilmediğini ve hastaları uyuşturan ilaçlarla tedavi yöntemi geliştirildiğini söyledi. Şifa için bu gibi seremonilerin birçok hasta üzerinde olumlu etkilerini gördüğünü belirtti. Verilen ilacın içinde aktif madde olduğunu ve işi bilen insanlar tarafından kontrol edilmeden verilmemesinin şart olduğunu ifade etti.

Yararlı olabilir ancak dikkatli olmak lazım

Ayahuasca, geleneksel bir orman asması (Banisteriopsis caapi) ve çalı (Psychotria viridis) yapraklarının kabuğundan demlenen, şamanlarca kutsal içki sayılan, içilmesi çoğu ülkede yasak olan bir içecek. ABD’de sadece iki kilisede dini ritüeller eşliğinde içilmesine izin veriliyor.

Yaşadığım tecrübe sonrası yazabilirim ki, bu konu üzerine yapılan araştırmalar depresyonla başa çıkmaya çalışan çok kişiye dair iyimser olmak için neden sunuyor, ama yeniden hatırlatayım: kontrollü ortamlarda dahi ayahuasca ve diğer psikoaktiflerin kullanımı risksiz değil. Ayahuasca kullandıktan sonra psikolojik sıkıntı yaşayan insanların bazı vaka raporları mevcut, ve bazı durumlarda halüsinasyonların depresyon belirtilerini kötüleştirdiği bildiriliyor.

 

 

Fotoğraf: Lunae Parracho/Reuters/Corbis

(T24)

Leave a Reply

Your email address will not be published.