‘Bunun adı savaş gazeteciliği’

BirGün gazetesi yazarı Ümit Alan, Çağlayan’daki rehin alma eyleminde yayınlanan fotoğraf üzerine çıkan tartışmalar sonrası T24’e konuştu.

Fotoğraf yayınlamayı etik tartışmanın ötesine taşıyarak “suç” kapsamına alma çalışmasının dikkat çektiğini söyleyen Alan, “Bir soruşturma açılmış. O kısmı tamamen saçmalık, tek başına böyle bir fotoğrafı yayınlamak asla “örgüt” propagandası kapsamına alınamaz. Bu bir haber fotoğrafıdır. Böyle bir fotoğrafın paylaşılmış olması ayrıca haberdir,” dedi.

Bu fotoğrafı yayınlayıp yayınlamamayı, basın örgütlerinin kendi aralarında tartışması gerektiğinin altını çizen Alan, sözlerine şöyle devam etti: “Ben olsam yayınlamazdım, buna paralel şekilde sosyal medyada paylaşmadım, ama bu fotoğrafın haber değeri taşıdığını savunanlar da olacaktır ve onlara da bir şey diyemezsiniz. Zira fotoğraf, hiçbir söze gerek bırakmadan, devletin İstanbul’un orta yerinde savcısını koruyamadığını gösteriyor ve bu bir haber. Rehin alınan kişi herhangi bir kişi değil, Cumhuriyet savcısı; bu da bir haber. Üstelik kamuoyunu meşgul eden bir davanın savcısı. Üstelik bu haberi iktidara yakın Akit gazetesi de yayınladı. Onların cenazeye katılımı engellendi mi örneğin? Buna dair bir şey okumadım.

Diğer yandan, fotoğrafın yayınlanmasını hayatını kaybetmiş bir insanın ailesinin rencide olmaması açısından doğru bulmayanlar da var, onları da haksız bulmuyorum. Yalnız şöyle bir detay var; bugün bu fotoğrafı yayınlayanlara nefret kusanlar, IŞİD’in öldürdüğü rehinelerin videosunu dahi, herhangi bir etik kaygıya gerek duymadan, çocuklar etkilenecek diye düşünmeden yayınladılar. Bu olaydan sonra emin olmak için baktım, çoğunda var. Etik tartışma başlatmak için olayın Türkiye’de mi gerçekleşmesi gerekiyordu?”

Bu fotoğrafı yayınlayan medya kuruluşlarına, savcının cenaze töreninde “akreditasyon” verilmemesini nasıl değerlendirirsiniz?

Tamamen keyfi bir uygulama. Bu alenen haber alma hakkını ihlaldir. Bunu Mussolini’nin kendi kurdurduğu Basın Birliği’ne üye olmayanları meslekten men etmesine benzettim. Mussolini İtalya’sına benzemek de övünülecek bir şey olmasa gerek. Etik bir tartışma konusunu, bir kişisel intikama, bir keyfi yaptırıma çeviremezsiniz.

Çağlayan’daki rehin alma eylemi sırasında konulan yayın yasağını, bir sansür olarak değerlendiriyorum. Bu uygulamayla son zamanlarda sıkça karşılaşmaya başladık. Bu yasağı haberin, manipüle edilerek tek elden sunulma çabası, bir özgüvensizlik olarak görüyorum. Fransa’daki Charlie Hebdo saldırısından sonraki rehin alma eyleminde böyle bir yasak uygulanmadı örneğin. Ülkemizde de iktidara yakın medya dahil birçok yayın kuruluşu canlı olarak yayınladı.

Bu yayın yasakları, yani bu kaos ortamı, bana 2000 yılındaki Ölüm Oruçları sonrasında gelen Hayata Dönüş Operasyonu’nu hatırlatıyor. Orada da bir yayın yasağı gelmiş, ardından basına “mahkumlar kendini yaktı, örgüt liderleri yaktı gibi” haberler servis edilmişti. Oysa gerçek çok başkaydı. Aleni bir saldırı vardı ve geçen yıllarda yargı tarafından da onaylandı bu. O gün ana akım medya, hiç sorgulamadan servis edilen yalan haberi çarşaf çarşaf yayınlamıştı. Arabuluculuk yapmaya çalışanlar “insan hakları soytarıları” diye hedef gösterilmişti.

Bugün de iktidara yakın medya tarafından hedef gösterilen gazeteciler oldu. “Teröre destek çıktı” gibi ağır ithamlarla üstelik. Nedir düşünceniz?

Bu çok tehlikeli bir oyun. Bu yapılan tam olarak “savaş gazeteciliği”. Düşman konseptiyle iş yapıyorlar, topluca saldırıyorlar, psikolojik harp teknikleriyle çalışıyorlar. Bunlar kendiliğinden olan şeyler değil bence. Örgütlü ve bir ajandası var. Ortalıkta linç edilen insanlarla, diğerlerine de “susmazsan sana da sıra gelecek” diye mesaj verilmiş oluyor. Gezi’den bu yana, 17-25 Aralık’tan sonra ise artarak süren bir kampanya bu. Bunun adı savaş gazeteciliği. Kontrollü bir gerginlik, bir iç savaş ortamı hazırlanıyor. Gazetecilik bu işin merkezinde.

Son soru: Doğan Medya Grubu’nun yaptığı açıklamanın Mirgün Cabas’la ilgili kısmını nasıl buldunuz?

Doğru bulmadım. Cabas’a sahip çıkmadıkları gibi, onun düşünce özgürlüğünü de ihlal eden bir tavır takınmışlar. Cabas’ın twiti bir haber değil bir kere. “Doğruluğunu kontrol etmekle” yükümlü demişler. Haber değil ki, kontrol etsin, bir yorum var. Cabas’ın özründeki niyeti sorgulayamayız. Bir lafı söylediği kadar, pişman olma özgürlüğü de var insanın. Baskı yüzünden değil, samimiyetle de özür dilemiş olabilir; bilemeyiz, niyet okuyamayız. Ancak Doğan Grubu’nun bu twite müdahalesi son derece sorunlu. Böyle ağır bir lince maruz kalan çalışanına, bir tekme de onlar atmış gibi duruyor. Çok üzücü.

 

(T24)

Leave a Reply

Your email address will not be published.