Pervaneyle Yaren: Şairden, yanmayı bilenlere bir armağan…

Onur Caymaz’ın Pervaneyle Yaren adlı dördüncü şiir kitabı okurla buluştu. Pervaneyle Yaren, Kul Nesimi’nin bir dörtlüğünden alıntı:

 

“Yanmaktır bizim kârımız

Harc edelim hep varımız

Pervaneler yarenimiz

Gelsin bir hoşça yanalım…”

 

Kitap, henüz dosya halindeyken, Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun yüzüncü doğum yılı adına konan şiir ödülünü kazanmıştı.

Aynı kitapta, 2005′te, “yine yananlardan”, Behçet Aysan Ödülü’ne layık görülen, şairin ikinci şiir kitabı Bak Hâlâ Çok Güzelsin de bulunuyor.

“Pervaneyle Yaren, Nar’a, ne olursa olsun, bir şeyin nârına yananlara; yanabilenlere, yanmayı bilenlere bir armağan…” diyor Caymaz.

 

Caymaz ile şiire dair

 

Şiir hayatımızın çok içinde aslında, hep söylüyorum. Bebekken dinlediğimiz ninnilerden, adları bizimkiyle kafiyeli kardeşlerimize dek hücrelerimize işlemiş bir şey var. Bu toprağın havasında, suyunda, belki ta hemşerimiz Homeros’tan bu yana üflenmiş bir ruh.

İşi budur bu arkadaşın, dolanır orada burada şiir. Kimisi Yenibosna’ya, şehrin çıkışındaki sanayi sitelerine, yapayalnız toplu konutlara kadar gider; kimisi Beyoğlu’ndan, Cihangir’den çıkamaz; kimisi evinden, oturduğu yerden Paris’e, Marais’e uzanır; kiminin işi eski zamanlardadır hep, gözü görmez bugünü… Ama dolanır şiir.”

Onu en son kanlı canlı, kaleme kâğıda ve hatta duvara bürünmüş halde Gezi Parkı’nda gördüğünü söylüyor Caymaz:

İsmet Özel’den Turgut Uyar’a, hatta Füruğ’a kadar donanmış duvarlardaki mısralar. Hiç tanımadığım biri de bir yere tükenmez kalemle, küçücük harflerle “deniz sakin, ağaç sancılı” yazmıştı. En sevdiklerimden biri de Hasan Hüseyin’in nefis kitabı Acıyı Bal Eyledik’ten mülhem, “biberi bal eyledik, meydanları dar eyledik” sloganıydı. Akaretler’de bir elektrik panosunun üzerinde de “bizim dengemizi bozmayınız” görülmüştür tarafımdan. Turgut Uyar da göreydi onu keşke…

Bu anlamda Gezi’yi çok önemsediğinin altını çiziyor:  “Bir şeyi yeniden hatırladık galiba orada. Birlikte bir şey yapmanın güzelliğini. Camus, Veba’da, “tek başına mutlu olmak ayıp bir şeydir” gibi bir cümle eder. Üstelik Gezi, cesaretin bulaşıcı bir şey olduğunu gösterdi yeniden. Gezi, asıl şiirin sokakta olduğunu anlattı anlayana. Yoksa kitaplar az satıyormuş, şiir de pek okunmuyormuş, aman efendim edebiyat ölüyormuş da cenazesini kim kaldıracakmış, hiç dert değil; bu mevzular bürolarda, meyhanelerde, edebiyat meclislerinde falan konuşulur ancak. Bunların dışındadır şiir.

Birileri kirası üç dört kişi tarafından paylaşılan öğrenci odalarında, vizelere çalışırken arada; yer bulamadığı için sinemalarda sevişenlerin çantalarında; çay bahçelerinde masanın üzerinde hızla kayan çay tabaklarının yanında; yol kenarlarına konuşlandırılmış alışveriş merkezlerinin üst katlarında, bir yerlerden iyilik bekleyen, poşet çaya beş lira vermek zorunda bırakılan, pazar günleri gidecek başka yeri olmayan yoksulların yanında; kuş sesleri gibi dağılan okul çıkışlarında; kışın iki dakika içinde birdenbire akşam çökünce yalnız kaldığımız yerde; şehre güz gelirken vapurda bilerek ya da bilmeyerek hep şiirdir elimizden tutan. Necatigil, bir sıcaklık arar ellerimiz diyordu. Melih Cevdet güvercini, pencerede kopan alkış diye tanımlıyordu…

Caymaz, “Pervaneyle Yaren, tam da buradan başlıyor işte söz almaya. Hayatta ne varsa içine almaya çalışıyor… Sokakları, sular altına gömülen Allianoi’yi, geçip giden, çoktan unuttuğumuz Tekel direnişini, aşkları, eylülü, Diyarbakır’ı; kısacası hayatta ne varsa onu...” diyor ve nice zamandır yapmaya çabaladığı sanatın, hayatı taklit etmeye devam ettiğini yineliyor.

 

(T24)

Leave a Reply

Your email address will not be published.