Prof. Dr. Aslı Ü. Bâli: Erdoğan, toplumda kutuplaşmayı körüklüyor

 

aslibaliUCLA Hukuk Fakültesi’nde Uluslararası Hukuk, İnsan Hakları ve Savaş Hukuku dersleri veren Prof. Dr. Aslı Ü. Bâli, Gezi Parkı’nda başlayıp ülke geneline yayılan protestolar ve sonrasında yaşanan gelişmelere dair  konuştu.

 

Prof. Bâli, 31 Mayıs’ta tanık olduğumuz polis zulmüne, daha önce Beyoğlu’ndaki yıkımlarda ve 1 Mayıs protestoları sonrasında da rastladığımızı söyledi ve şu anki durumun öncekilerden farkını şöyle dile getirdi: “ Hükümetin göstericileri dağıtmaya çalışması ters tepti ve bunun sonucunda dalga dalga büyüyen bir dayanışma yüzleri onbinlere dönüştürdü.”

 

Şehrin her köşesinden insanın, uzun zamandır artan rahatsızlıklarını dile getirmek için Taksim Gezi Parkı’na aktığını belirten Prof. Bâli,  “Bu kadar geniş bir kitleye yayılan protestoları daha fazla polis şiddeti ve baskıyla bastırmaya çalışmak, Gezi Parkı ve Taksim Meydanı boşaltılsa bile, amacına ulaşma ihtimali çok düşük olan bir stratejidir. Toplumun önemli bir kesimini ayağa kaldıran bu protestolar, Erdoğan’ın fazla bir tecrübesinin olmadığı, farklı bir yaklaşımı gerektirmektedir. Bu yaklaşımın eleştiriye açık, fikir birliğine önem veren, uzlaşmacı, kapsayıcı, çoğulcu ve katılımcı olması gerekiyor. Başbakan, kutuplaşmayı körükleyerek bu tip bir yönetim anlayışının önünü tıkıyor” dedi.

 

Prof. Dr. Aslı Ü. Bâli’nin sorularıma verdiği yanıtlar şöyle:

 

 

Erdoğan’ın miting konuşmalarını nasıl değerlendirdiniz?

 

 

Düzenlediği mitinglerde ve basın toplantılarında  “bize karşı onlar”  paradigmasını kullanarak kendi tabanını birleştirmeye ve protestoların kendisine değil onu destekleyenlere karşı olduğuna ikna etmeyi amaçlıyor ve böyle yaparak toplumda kutuplaşmayı körüklüyor. Bu stratejinin seçimde Erdoğan’a oy kazandırıp kazandırmayacağını zaman gösterecek ama hükümete öfke duyan kitleleri yatıştırıp evlerine dönmelerini sağlamayacağı bir gerçek. Rahatsız insanların onun hükümetine karşı dile getirilen şikayetleri ya da protestocuları haksız kılmaz. Sonuç olarak seçtikleri, bir yönetim için sürdürülebilir uzun vadeli bir strateji değildir. Ayrıca bunun uzun dönem sürdürülebilir bir yönetim şekli olmadığı da net.

 

 

Peki, terör nedir? Gezi Parkı protestocuları terörist midirler?

 

Terörizm, politik sonuçlara ulaşmak için sivil halkı bilinçli bir şekilde şiddet ve  şiddet tehdidine maruz bırakmaktır. Protestolarda bu şiddet eğilimini neredeyse hiç görmedik. Çevik kuvvet polisine karşı belgelenmiş az sayıdaki şiddet eyleminin de büyük ölçüde savunma amaçlı olduğu görüldü. Bu eylemlerin sayısı ve sıklığı, özellikle protestoların boyutunu dikkate aldığımızda terörle herhangi bir ilişki kurmamızı mümkün kılmıyor.

 

 

 Bir Bakan, mahkemelerin ve Meclis’in yerine geçip suç tanımı yapabilir mi?

 

Hukukun egemenliği demek cezai yükümlülüğün atfinin yargı sürecine dayanması demektir. Tanım gereği, suçluluk ve masumluğun mahkeme delilleriyle değil seçilmiş devlet adamlarının (keyfi) beyanlarıyla belirlendiği bir ortamda sanığın usül hakları güvence altına alınamaz.

 

 

Nasıl bir Türkiye gördüğünüz? 

 

Hepimizin tanık olduğu olayları açıklayabilecek  iki olası senaryo var. İlk olarak, yaşanılanları Türk demokrasinin sağlamlaşması için gerekli bir aşama olarak tarif edebiliriz. Protestocular, Türkiye’de daha önce yaşanan  (örneğin Kemalist-İslamcı gibi) klişe ayrışmalardan dolayı değil, yolsuzlukla mücadele, ekolojik sorunlar, vatandaşlık, barışçıl toplantı ve gösteri hakları, iyi yönetim talepleri gibi konuları sokağa taşıdılar. Kısacası, protestocular demokratik sisteme katılımlarını seçimde oy kullanmanın ötesine taşıyarak hükümetlerine icraatlarıyla ilgili hesap soruyorlar. Bu, iyi işleyen bir demokrasinin olmazsa olmazlarındandır. Öte yandan, hükümetin protestolara tepkisi, (bir kısmını AKP’nin güvenceye aldığı) demokratik reformları sekteye uğratabilir. Bu da çok olumsuz bir gelişme olacaktır.  Protestoların en önemli sonucu, Türkiye’de, toplumun hesap soramayacağı hiç bir politikacının (sandıkta aldığı destek ne olursa olsun) olmadığını göstermesi. Bu protestoların  son derece önemli bir başarısıdır  ama hükümetin buradan çıkarılacak dersi, aşırı baskı biçimlerine başvurmadan içselleştirmesinin mümkün olup olmadığını henüz bilmiyoruz.

 

İç savaş korkusu başladı bazı kesimlerde, ne olur bu işin sonu?

 

Suriye’de korkunç bir iç savaş yaşanıyor. Dileriz Türkiye, böyle bir noktaya ulaşmaz ve bu krizden çıkabilir.

 

Biber gazı fotoğrafı: Volkan Koç

Leave a Reply

Your email address will not be published.