Koray Çalışkan: AKP, cumhuriyet tarihinin en erkek partisi

Prof. Dr. Yasemin İnceoğluDoç. Dr. Koray Çalışkan ve Yard. Doç. Dr. Yasemin Özgün ile kadına, kadın haklarına ve var olan sorunların çözüm yollarına dair söyleştik. Ortak kanı şöyle:  Türkiye’de kadın olmak zor!

 

“Medya ile kadın ilişkisi sorunlu bir ilişki”

 

Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu’ndan Türkiye medyasında kadın manzaraları üzerine bilgi aldım.

 

Prof. Dr. İnceoğlu “medya ile kadın ilişkisi sorunlu bir ilişki” dedi ve kadının toplumdaki en korumasız, kırılgan gruplardan biri olduğunu söyledi:

“Ötekileştirilen, yaftalanan, çarpıtılan veya eksik sunulan farklı kadın tipleri var; fedakar kadın, iyi eş/iyi anne, başörtülü kadın, şehvetli kadın, fettan kadın, hırslı iş kadını, marjinal kadın vs. İşin içine kadın bedeni girince sorun daha da karmaşık hale geliyor. Neo-liberal politikaların yükselen değerleri; optimum çıkar, rantabilite, kar maksimizasyonu, popülizm (halk böyle istiyor biz de onu veriyoruz) dayatmasıyla beden tüketilen bir nesne, cinsel meta haline gelmiş durumda. Popüler söylem ve medya tarafından sürekli yeniden biçimlendirilmekte olan beden adeta bir haz aracı ve prestij sergileyicisidir.”

 

Sizce burada temel amaç nedir?

 

Sağlık, estetik, spor merkezleri gibi, belirlenen ideal ölçülere ulaşmayı sağlayacak güzellik endüstrisinin ayakta kalabilmesidir. Evrensel güzellik incelik olarak dayatılmakta. Arzulanan öteki beden bir başka deyişle idealize edilen beden var. Şişmanlık bir hastalık ve sağlıksızlık olarak nitelenirken, selülitten kurtulmamız her medeni ve kendini seven insanın görevidir” mesajı saçılmakta.

 

Kapitalist ideolojinin “cinsellik ve erotizm satar” sloganından kadınlar da nasiplerini alıyorlar yani…

 

Aynen öyle. Doğal olarak, 1. ve arka sayfada kadınlar canlı, diri ve güzel bedenleriyle yer alırken, 3.sayfada mağdur/maktul/kurban olarak mevcutlar. Kadın cinayetlerinde ölü bedene, ölüye, maktulün ailesine zaman zaman insafsızlık yapılmakta, kamera hakkı her hakkın önüne geçmektedir. Ülkemizde arka sayfa kızına verilen önem, Hürriyet gazetesi eski genel yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök’ün “arka sayfa kızını ben seçerim “ sözünden anlaşılmakta. Arka sayfa kızları da adeta bir fenomen niteliğindeler. Hepsi genç, güzel, şehvetli görünümlü olup fotoğrafların altında yazılanlar gerçeklikten uzak, örneğin ”beş dil konuşuyor, üç üniversite mezunu” türünden asparagas yazılarla doludur. Medyada yaz mevsimi ile birlikte, bikinili/mayolu kızların bedenlerinin zoom’lanması, Taksim’de yılbaşı kutlamalarında turistlere yapılan tacizin tekrar tekrar verilmesi adeta ritüelleşti.

 

Kadınlar özellikle internette pornografi sitelerinde özne olarak değil, cinsel meta ve haz aracı olarak temsil ediliyorlar. Bir başka önemli sorun da son yedi yılda yüzde 1400 artış kaydeden kadın cinayetlerinin haberleştirilme sürecinde yaşanıyor.

 

Bu cinayet haberleri medyada nasıl ele alınmalı?

 

Adli bir vaka veya münferit cinayetler olarak değil, toplumsal bir sorun olarak ele alınmalıdır. Kadın cinayetlerinin asıl nedeninin kadın-erkek eşitsizliğinden kaynaklandığı hususu vurgulanmalıdır. Bu cinayetlerin nedenlerinin araştırılması ve önlenmesi konusunda devlete düşen görevlerin hatırlatılması ve takipçiliğinin yapılması konusunda medyaya önemli görevler düşmektedir. Medya kadın cinayetlerine yalnız kadın hakları değil, insan hakları ihlalleri temelinde de yer vermelidir.

 

Çözüm önerisi olarak neler söylersiniz?

 

Ülkemizin uymakla yükümlü olduğu uluslararası belgeler mevcuttur. Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi ile Avrupa Konseyi’nin Avrupa Sınır Ötesi TV Sözleşmesi. Bu belgelerde kadına karşı her tür şiddet, pornografi, cinsiyet ayrımcılığı, insan onuruna aykırı, kadına yönelik kalıplaşmış rollere geçit vermemektedir. En son 25 Kasım 2011’de imzalamış olduğumuz İstanbul Sözleşmesi de bu anlamda çok önemli bir belge.

 

Diğer yandan, TGC’nin Gazetecinin Hak ve Sorumlulukları Bildirgesi’nin Gazetecinin Doğru Davranış Kuralları’nın alt başlığı olan cinsel saldırı bölümünde; fotoğrafları, görüntü veya kimlikleri açık kamu yararı olmadıkça yayımlanmamalıdır, suçlu yakınları teşhir edilmemelidir. Sarsıcı durumlar alt başlığında ise; insani yaklaşım, gizliliklere uyma göz ardı edilmemeli ve duygu sömürüsünden kaçınılmalıdır.

 

Toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda seminerler çok önemli. Toplumsal cinsiyet dersinin MEB’in ders programına konması gerekir. Aynı zamanda kolluk görevlilerinin de bu konuda eğitilmeleri şarttır. Kadınları özgür ve eşit bireyler olduğu gerçeğinin her fırsatta altı çizilmelidir. Medyada öz- denetim mekanizması sağlıklı işlememektedir. Bu konuda önemli olan sosyal sorumluluk/kamu yararının göz ardı edilmemesidir. Kadınlara karşı gazetecilerce üretilen nefret söylemi iyi izlenmeli ve deşifre edilmelidir. Basın Konseyi, okur temsilcileri bu konuda daha etkili ve etkin olabilirler, Konsey uyarılarıyla, ombudsmanlar da yalnız haberlerin değil, köşe yazılarının da eleştirilerini yapmalılar. Medya okuryazarlığı dersinin yeniden gözden geçirilip konunun uzmanları tarafından verilmesi sağlanmalı, devlet, gazeteciler, kadın örgütleri el birliğiyle, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda toplumda farkındalık yaratma ve yükseltmede harekete geçmeliler.

 

Şiddet yasası?

 

Şu anda herkesin özellikle de 236 kadın örgüt temsilcisi ve kamuoyunun dört gözle beklediği bir yasa bu. Başbakanlığa iletildiği biçim tüm kadın örgütlerinin üstünde yoğun çalışmalar sonucu mutabık kaldıkları biçimiydi ancak 24 Şubat’ta TBMM’ye sunulan biçim adeta budanmış bir tasarı idi. Yoğun itirazlar üzerine Kadın Erkek Fırsat Eşitliği ve Adalet Komisyonu kaldırılan değişiklikleri yeniden geri koyma için çalışmalara başladılar son 3-4 günde. Ancak yasanın isminden başlayarak, uluslararası sözleşmelerin ibareleri, kamusal alan-özel alanda şiddet ayırımı, şiddet önleme merkezlerinin kadro, kapsadıkları iller, cinsel yönelim, toplumsal cinsiyet, kadın-erkek eşitsizliği, cinsiyet kimliği vs. varan birçok önemli tanım ve ifadenin uçurulmuş olması düşündürücü. Bir başka husus da İstanbul Sözleşmesi’nin de altını çizdiği gibi cinsel yönelim, cinsiyet kimliğinin gereklerinden biri olarak bu yasadan hangi kadınların yararlanacağıdır. Trans kadınlar, lezbiyenler, biseksüel kadınlar ve seks işçilerini ayrı tutmak son derece anti-demokratik bir uygulamadır. 8 Mart Kadınlar gününe armağan olarak sunulacak olan yasa bakalım karşımıza ne biçimde çıkacak?

 

 

“AKP, cumhuriyet tarihinin en erkek partisi”

 

Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Koray Çalışkan’a Türkiye’de kadın olmak sizce nasıl bir şeydir?” diye sordum, yanıtı şöyle:

 

“Çok zor. Başörtülü olsanız Meclis’e giremezsiniz hem de İslamcı bir parti yüzünden, başörtüsüz olsanız itilir kakılırsınız herkes yüzünden. Erkekler arasında gizli bir anlaşma var. Aralarında rekabet ne kadar çetin olursa olsun, konu kadın oldu mu yekvücut oluyorlar.”

Kadınların kuramlarını kapitalizm kuramlarının gölgesinden kurtarmak için yapılacaklar nelerdir?

 

Feminist ekonomi politik konuda yol aldı. Öncelikle toplumsal cinsiyetin sınıf kadar temel bir kategori olduğunu kabul etmeli. J. K. Graham-Gibson’ın kitapları iyi bir giriş sağlıyor. Mesele kadınların kuramlarının kapitalizm kuramlarının gölgesinden kurtulması değil, kapitalizm kuramları üzerindeki erkek gölgesini ifşa etmeleri.

 

Kadın emeğinin görünmezliği kadının örgütsüzlüğüyle doğru orantılı diyebilir miyiz?

 

Elbette. Kadın olsun, erkek olsun liberal ideolojiler emeği görünmez kılmaya çalışırlar. Bakın neo klasik iktisada, neredeyse emek olmadan üretim olur diyecek. Her şey piyasa da üretiliyor sanki. Emekçiler örgütlendiğinde durum onların lehine işliyor. Kadın emeğinin görünmezliği de böyle. Damak şaklatarak cari açık, gayri safi milli hâsıla falan uzmanlık taslayan iktisatçıların kaçı gömleğini kendi ütülüyor? O iktisatçıları kameraya çeken kameramanların kaçı pantolonunu ütülüyor. Kadın emeği yalnızca görünmez değil, değersiz de kabul ediliyor.

 

Son yıllarda gözlemlediğiniz değişimler nelerdir?

 

Kadın, Türkiye’de daha da güçsüzleşiyor. İstihdamdan çekiliyor. AKP cumhuriyet tarihinin en erkek partisi. Kadın bile demiyorlar. “Hanımlar…” İşin ilginci bence erkeklerden çok kadınlardan oy alıyorlar. Bu da feminist popüler siyasetin bir çıkmazı, başarısızlığı.

 

 

“Kadın ve erkek arasında süren bir “savaş” var!”

 

Son olarak, Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Yasemin Özgün’e ulaştım. Kendisi Sosyalist Feminist Kolektif’te aktif olan bir isim.

 

“Bugün dünyada ücretli emek gücüne katılan kadının ev içindeki iş yükünün azalması parametresi, yeni muhafazakârlığın şemsiyesi altında güçlenen neo-liberalizmde, ev içindeki sorumlukları aksatmadan aileye katkıda bulunan, (çoğu zaman yine ev içinde ya da sınırlı saatlerde ev dışında) ücretli çalışan kadına dönüştürüldü diyen Yard. Doç. Dr. Özgün, kadınların kendilerinden sorumlu bireyler olarak değil, ailenin parçası anne kimlikleriyle ücretli çalışmaya çağrıldığını söyledi:

 

“Türkiye koşullarındaki temel ideolojik referansları da sık sık AKP’nin kadın istihdamını artırma hedefini vurgulayan Tayyip Erdoğan tarafından “üç çocuk doğurun”, “kadın erkek eşitliğine değil fırsat eşitliğine inanıyorum” cümleleriyle ifade edildi. Yani kadınlar üç çocuk doğurup onları büyütüp ev işlerini yaparken evde parça başı işlerle “aile gelirine” katkıda bulunacak, ya da belirli zamanlarda çağrıya bağlı olarak gittikleri işyerlerinde çalışacak ve bu durumda da evdeki işlerini aksatmayacaklar.”

 

Bu konuda, http://www.sosyalistfeministkolektif.org/  Sosyalist Feminist Kolektif’in duruşu nedir?

 

Biz, kreş, yaşlı bakımı gibi talepleri kadınların istihdama katılması için değil ev içindeki erkek egemenliğini ve sermayenin çıkarlarını aşındırmak için öne çıkardık. Keza her ne olursa olsun istihdamı artırmak değil, işgücü piyasasının cinsiyetçi yapısını geriletmek hedefiyle “nasıl bir istihdam” istediğimizi ifade ettik. Yani kadın işleri denilen işlerde yoğunlaşmanın, ev işlerinin uzantısı işlerde çalışmanın kadınların güçlenmesi sonucu doğurmayacağını söyledik.

 

Kadın Cinayetlerine Karşı İsyandayız Kampanyası hakkında bilgi verebilir misiniz?

 

Bu kampanya ile kadın cinayetleri gündemleşti ve görünür oldu. Ve bu kampanyaya başlarken belirlediğimiz hedeflerle bir noktaya geldik; Kadınların erkek şiddetine direnmelerine bağlı olarak, kadın ve erkek arasında süren bir “savaş”ın var olduğu konusunda hemfikiriz.  Kadınlar, yakınındaki erkeklerin şiddetine karşı mücadele ederken, erkek egemen sistemin cinsiyetçi uygulamalarını (karakol başvurularından, yargı kararlarının işleyişine kadar…), kampanya boyunca açığa çıkarıp, teşhir etmeyi; bir yandan da kamuoyu aracılığı ile etkin önlemlerin alınması için hükümete baskı oluşturmayı hedefledik. Kampanyanın politik sözü yaygınlaştı, meşrulaştı…

 

Hükümet tarafından erkek şiddetine karşı somut bir adım atıldı mı?

 

Ne yazık ki hayır, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in açıkladığı medyatik “önlemlerin” de uygulanabilirliği olmadığından, Şahin, sürekli önerilerini değiştiriyor. Ev içinde erkeğe bağımlı, çocuk büyütmekten sorumlu tutulan kadınlar, erkeğin baskı, denetleme ve kimliksizleştirme politikasına karşı erkeğin denetiminden çıkmanın koşullarını arıyor. Uygulanan ekonomik ve sosyal politikalar sonucunda, erkeğin “konumu” sarsılıyor. Geçici ve güvencesiz işlerde çalışıp, evin geçimine “katkı” yapmak zorunda kalan kadına, aile bireylerinin sorumlukları da yüklenmiş durumda. Erkek, kadının artan yükümlüklerini paylaşmak yerine kadını yalnız bırakıyor. Kadınlar, erkeklerin “sarsılan konumunu” kendi üzerilerinde daha çok baskı, şiddet kurarak sürdürmek istemelerine direniyorlar. Kendi ayakları üzerinde durmanın koşullarını zorlayıp, erkeğe katlanmak yerine boşanan, boşanmak isteyen birçok kadın ise öldürülüyor.

 

Son günlerde durum nedir?

 

Kadınların, çeşitli nedenlerle erkeklere direnişi söz konusu. Kadın cinayetlerinin medyada tartışılmasıyla, kadınlar birtakım haklardan haberdarlar; erkeği şikâyet ederek, yasal ve hukuki haklarını kullanmak istiyorlar. Yaşamında şiddet olan ve erkeğin baskısından çıkmak isteyen kadınlara feministlerin sözü ulaşıyor. Kadınların evlerde tek tek süren savaşında, kadınların direnişini güçlendirecek, görünür kılacak mücadele örneklerini öne çıkarmak gerekiyor. Çünkü kadın cinayetleri görünür olurken, bir yandan da mağduriyet algısı söz konusu…

 

Medyada ve çeşitli eylemlerde “kanlı kadın görüntüleri”, “erkek şiddetinden kurtulmuş kadın yoktur” başlıklı bildiriler, morarmış kadın yüzleriyle yapılan eylemler nedeniyle, direnen kadınlarda bir mağduriyet algısı oluşuyor. Medyadaki “bir kadın cinayeti daha” haberleri, boşanan kadınların öldürüleceği algısı yaratıyor. Diğer yandan aileci muhafazakâr politikalar, hukuki süreçleri işletmeyerek, kadınları şiddet karşısında yalnız bırakıyor; boşanmaları engelleyerek, kadınların erkeğe katlanmalarını dayatıyor.

 

Bütün bu baskılara karşı, kadınları cesaretlendirecek örnekleri çoğaltacağınızı düşünüyorum…

 

Tabii ki. Mağduriyet algısını pekiştirmekten uzak, öfkeli ve mücadeleci bir yerden politik sözü kurmamız önemli. Önümüzdeki süreçte kadınların hukuki mücadelesinde, karakol, savcılık, sığınma evleri gibi başvurularında yasal süreçlerin eksiksiz işlemesi için erkek egemen sistemin uygulamalarını teşhir etmeye devam ederken; mevcut politikalarla sadece yasal düzenlemelerin yetmeyeceğinin farkında olarak, erkek şiddetine karşı direnen kadınları cesaretlendirecek politik sözü kurmamız gerekecek. Genel siyasi duruma baktığımızda, hükümet medyayı kendine bağlamış durumda. Fatma Şahin ise, şiddet haberlerini bastırmak için adeta tek başına kurtarıcı rolüne soyunmuş, kişisel müdahalesiyle sorunu çözebilirmiş mesajı veriyor. Medyada haliyle Fatma Şahin’in “çözümleri” daha çok yer alırken, geçmiş döneme göre medyada sözümüzün görünür olması zorlaşacak. Bu durumu da dikkate alarak, görünür olmanın, sözümüzü kadınlara ulaştırmanın kanallarını bulmamız gerekiyor. Fatma Şahin, erkeğe yönelik “medyatik yaptırımların” propagandası ile sözde gözdağı politikaları işe yaramayınca, “zihniyet dönüşümü” diyerek, işin içinden çıkıyor. Sözde gözdağı, son zamanlarda medyada yaygın olarak yer alan kadın ölümleri, şikâyetler olmasına rağmen, serbest bırakılan erkekler tarafından işleniyor. Elbette acil ve öncelikli durumlara göre erkeğe ciddi cezai yaptırımların getirilmesi ve artan boşanmalarla birlikte, kadın örgütlerinin hazırladığı yeni 4320’nin kabul edilmesi ve erkek şiddetine karşı hükümetin, acil bir eylem planı oluşturup, uygulamaya koyması gerekiyor. Kısa vadeli taleplerimizin yanı sıra, uzun vadede kadınları kocadan, babadan ve yakınlarındaki erkeklerden “bağımsızlaştıracak” sosyal taleplerle, erkek şiddetine karşı direnen kadınları cesaretlendirecek sözü oluşturmalıyız. Kadınları güçlendirecek politikalarla, isyan kampanyasını yaygınlaştıracağız.

 

(T24)

 

Leave a Reply

Your email address will not be published.