ABD’nin efsanevi hapishanesi Alcatraz adeta bir turist mıknatısı

alcatraz5

Her yıl bir milyondan fazla turistin ziyaret ettiği ve bir zamanlar ABD’nin en azılı suçlularını barındıran Alcatraz’ı gezdim. 

Birçoğunuzun bildiği üzere, San Francisco Körfezi’nde bulunan Alcatraz Adası, ABD’nin en ünlü hapishanelerinden biri.

1868-1963 yılları arasında cezaevi olarak kullanılan ada önceleri İspanyol’ların yönetiminde, “La Isla de los Alcatraces” (Pelikanlar Adası) adını taşıyormuş. 1847’de ABD yönetimine geçmiş, bir süre San Francisco’nun savunması için askeri amaçla kullanılmış. Ek binalar ile 1934’te federal hapishaneye dönüştürülmüş.

1963’te, ABD Adalet Bakanlığı, 29 yıl süreyle hapishane olarak kullanılan adayı büyük bir maddi külfetinin olması sebebiyle kapatmış.

1969’da Amerikan yerlileri adanın 18 ay sürecek işgalini başlatmışlar. 1868 tarihli Fort Laramie anlaşmasının terkedilmiş veya kullanılmayan federal toprakları Sioux’lara devreden maddesi işgalin çıkış noktası olmuş. İşgalin asıl amacı ise Amerikan hükümetlerinin Amerikan yerlilerini yokoluşa götüren politikalarına kamuoyununun dikkatini çekmekmiş.

alcatraz3isil_oz_alcatrazABD hükümeti 1971’de, eylemcileri zorla adadan çıkartarak işgali sona erdirmiş. 1972’de adanın bir park olarak kullanılmasına ve Golden Gate Park Alanı içine dahil edilmesine karar verilmiş. 1973’te ziyarete açılan ada, kısa bir sürede ABD’nin en önemli parklarından biri konumuna gelmiş.

Nihayet ben de Turkish Journal’ı temsilen bu önemli adaya gittim ve eski mahkumların ve gardiyanların konuşmalarının kayıtlı olduğu audio tur eşliğinde Alcatraz’a dair ek bilgi edinme şansım oldu.

Her yıl bir milyondan fazla turistin ziyaret ettiği Amerika’nın en zorlu federal hapishanesi olarak kabul edilen Alcatraz, bugün en büyük turist mıknatıslarından biri ve San Francisco’nun en ünlü yerlerinden olduğu aşikar.

Bir zamanlar ABD’nin en azılı suçlularına ev sahipliği yapan adanın kitap ve sinema aracılığıyla yaratılan gizemini gözardı edemeyiz. Dünyanın her yerinden gelen insanlar için adanın cazibesi devam ediyor.

alcatraz2alcatraz8Sıkışık hücreleri, katı disiplin kuralları ile bu ülkenin en uslanmaz mahkumları için son durak olarak tanınan hapishaneye dair bazı bilgiler:

Toplamda B ve C Blokta 336 hücre, D-Blokta 6 tecrit hücreleri var.

alcatraz7Önceleri 348 hücre varmış; ama zamanla bazı hücreler nöbetçi personel için tuvalet olarak kullanılmış veya mahkumlar için tecrit hücresi olmuş.

A-Blok hücreler, yalnızca kısa süreli dönemler için birkaç kez, genelde malzemeleri depolamak için kullanılmış. B ve C Blokta her bir hücre 2.75 metre uzunluğunda ve 1.5 metre genişliğinde. Hücrelerde küçük uyku karyolası ve bir tuvalet ile küçük bir lavabo var.

D Bloktaki hücreler daha geniş yapılmış, yalnız bu hücredeki tutuklu, ziyaret saati dışında hapishane avlusuna haftada bir kez çıkabiliyormuş.

alcatraz13Ziyaretçilerin müdür tarafından doğrudan kabul edilmesi gerekiyormuş. Hiçbir fiziksel temasa izin verilmeyip, mahkumların güncel ya da hapishane hayatını ilgilendiren herhangi bir konuda görüşmelerine izin yokmuş.

Tutuklular dışında kadınlar ve çocuklar dahil Alcatraz’da yaşayan yaklaşık 300 sivil varmış. Aileler için ayrılan alanda 64 nolu apartman, başka 3 apartman, büyük bir dubleks ve üst düzey subaylar için 4 büyük ahşap ev vardı.

Gençlere yönelik bovling salonu, küçük market ve büfe dükkanı, mekanı yaşanır hale getiren unsurlarmış sanırım.

Alcatraz’da yemek, barınmak, giyim ve tıbbi yardım olmak üzere mahkumların 4 hakları varmış.

alcatraz11alcatraz10Bu haklar dışındaki herşey çalışılarak elde edilebilecek olan ayrıcalıklarmış. Bu ayrıcalıklar aile bireyleri tarafından ziyaret hakkı, ada hapishanesinin kütüphanesinden faydalanmak, bir başkası ise resim ve müzik aktiviteleriymiş. Üst düzey hapishane gardiyanları, 5 yılın sonunda, uyumlu gördükleri mahkumları, daha sonra tahliye edilmek şartıyla başka bir hapishaneye gönderme hakkına sahiplermiş.

alcatraz20

Yalnız gardiyanlar, bu özel mahkumların uyumundan baya şüpheli olmalılar ki, mutfakta herhangi bir bıçak kaybolduğunda hemen anlayabilmek için her bir bıçağı birbirinden farklı şekillerde hazırlatmışlar. Bıçakların her birinin kendi özel bölmeleri vardı.

Alcatraz’ın en ağır kuralının sessizlik kuralı olduğu söyleniyor. Tutuklular ancak yemek ve dinlenme dönemlerinde birbirleriyle konuşabilirmiş. Bazı mahkumlar genelde kendi tuvaletlerinden su veya kanalizasyon borusu aracılığıyla ilkel bir haberleşme sistemi oluşturmuşlar. Mahkumların en bariz diğer sıkıntısı da adanın her zaman soğuk olmasıymış.

alcatraz22

Alcatraz’da hiç idam gerçekleştirilmemiş. Ölüm cezası alan mahkumlar Eyalet Hapishanesi’ne devredilirlermiş.

“Toplum kurallarına uymazsan seni hapse, hapishane kurallarına uymazsan seni Alcatraz’a gönderirler”

Alcatraz Adası’nın Al Capone, Doc Barker, George Kelly, Robert Stroud, Floyd Hamilton ve Alvin Karpis gibi birçok bilindik suçluyu “ağırladığını” eminim biliyorsunuzdur.

isil_oz_alcatraz2

Al Capone’un kaldığı 181 nolu hücre

Adanın cezaevi olarak kullanıldığı süre içinde 36 mahkum kaçma girişiminde bulunmuş. 23 kişi kaçma girişimindeyken yakalanmış. 6 kişi vurularak öldürülmüş. 2 kişi boğulmuş. 5 kişinin ise cesetleri bulunamasa da boğularak öldükleri farzediliyor.

1946’da tarihe Alcatraz Savaşı olarak geçen kaçma girişimi kanlı sonu ile diğerlerinden ayrılıyor. Gardiyanlari etkisiz hale getiren 6 mahkum silah ve hücre anahtarlarını ele geçirmişler. Dışarıya açılan kapının anahtarını anahtarlıkta bulamayan mahkumlar teslim olmak yerine direnmeyi seçmişler. 2 gün süren ve Amerikan Deniz Piyadelerinin müdahale ettiği çatışmalar sonucu 3 mahkum ölü ele geçirilmiş. Ellerindeki 2 rehine gardiyan ise vurularak öldürülmüş. Kalan 2 mahkum olaylardaki rolleri yüzünden elektrikli sandalyede infaz edilirken, son mahkum ikinci ömür boyu hapis cezasını almış.

1962’de zekice bir planla kaçmayı başaran Frank Morris ve Anglin kardeşlerin akibetleri de bugün hala esrarını koruyor. Cesetleri bulunamasa da resmi olarak boğuldukları kabul edilmiş. Havalandırma boşluğundan kaçan 3 mahkumun yoklukları yerlerine bıraktıkları gercekçi mankenler sayesinde sabah yoklamasına kadar ortaya çıkmamış. Morris ve arkadaşlarının ölmediğini düşünenlerin sayısı hiç de az değil.

alcatraz15

alcatraz9

Mahkumlar için ikamet süresi yaklaşık sekiz yılmış. Alcatraz’dan doğrudan şartlı tahliye olan sadece 2 kişi olmuş.

Bu kadar bilgi sonrası, Alcatraz’a dair yazılan son iki kitap “Alcatraz – A Definitive History of the Penitentiary Years” ve “Letters from Alcatraz”ın yazarı Michael Esslinger ile görüşme şansı yakalıyorum.

İlk kitabını bir perspektif, araştırma ve çeşitli kaynaklardan elde edilen bilgileri yansıtacak şekilde tasarlandığından bahsediyor, “Tarihsel çerçevede eski mahkumların yanı sıra ıslah evi subayları ve aileleri çok sayıda kişi ile kapsamlı görüşmeler ile desteklenmiş arşiv malzemelerini değerlendirdim. Tabii bazı bilgilerin gerçek olup olmadığını kanıtlar belgeler bulamadık. Aksi iddia edilmediği sürece gerçeklik sabit deyip, elimize geçen değerli bilgileri kitapta yansıttık” diyor.

İkinci kitapta ise mahkumlara gelen ve onların yazdığı mektuplara rastlıyorsunuz. Esslinger, arşivden çıkan mektupları incelerken 1948’de yazılmış bir mektubun hala parfum koktuğunu söyleyince şaşırmamak elde değil.

San Francisco’da sanat akademisinde film ve ses bilimleri üzerine eğitim gören Esslinger, Hollywood, popüler kültür ve uzay bilimleri gibi konularda, çeşitli yazılı eserleri olsa da Alcatraz’ın kendisinin en sevdiği konulardan biri olmaya devam ettiğini söylüyor: “Alcatraz öyle bir yer ki yeni bir araştırma konusu ile buraya yeniden gelebilirsiniz”

oz_esslingerAlcatraz’a ilk kez ne zaman gittiğini ve ne hissettiğini merak ediyorum… 

1970’de ailesi ile birlikte gezi amaçlı gittiğini söylüyor: “Birçok kişi gibi ben de “The Rock” olarak bilinen yasaklı adayı küçük yaşımda merak ve şaşkınlıkla gezdim. Fisherman’s Wharf kaldırımlarında hükümlülerin sert mizaçlı yüz profilleri ile kaplı kitapları görmüştüm. Ailem benim için birkaç kitap almıştı ve okudukça bu cehennem ada hakkında daha da meraklanmıştım. Hiç unutmuyorum, Fisherman’s Wharf’taki iskele boyunca yürürken, çantama koyduğum mahkumlara ait fotoğraflara bakıyor, sanki bir ihtimal onlarla karşılaşacakmışım gibi düşünüyordum. Tabii ki artık adada ikamet eden kimse yoktu ama işte genç birine bunu anlatmak zor. Ada tüm gizemiyle bende muthiş bir merak uyandırmıştı”

Öğrenciyken bir sınıf projesi için Alcatraz’da bulunan eski mahkumlar ve memurlar ile bağlantıya geçmiş. “Al Capone ve Machine Gun Kelly gibi ürpertici eski mahkumların hayatlarını incelemek için buradaydım. Milli Parklar Servisi çalışanları ziyaret turları düzenlemeye başlamıştı. Ada artık halka açılmıştı. Okyanusun buğulu görüntüsü, çevredeki durgunluk, uçuşan martılar aklıma yer etmişti. Loş hücreler adeta insanın içini acıtıyordu ve geride kalan inanilmaz tarihi bir hikaye idi” diyor.

Yıl 1976, adaya gidip gelmeye başlamış. Ziyaretciler ile ropörtaj yapma sansı olmuş ve tesadüfen, zamanında hücre numarası AZ-714 olan bir suçlu ile aynı gün Alcatraz’da bulunmuşlar.

Ziyaretçilere yaşadıklarını anlatmak için müzenin organize ettiği bir etkinlik dahilinde orada bulunan bu kişi Clarence Carnes imiş. 15 yaşındayken silahlı soygun yapmak amacı ile bir benzin istasyonuna gitmiş. Carnes, görevliye silah uzatmış, o esnada görevli silahı almak istemiş ve olanlar olmuş. Sadece birkaç saniye içinde Carnes’in hayatının kaderi değişmiş desek yanlış olmaz. Sonuç: Carnes birinci derece cinayetten suçlu bulunmuş ve 18 yaşındayken Alcatraz’a gelmiş. Bir yıl sonra beş trajik ölüme yol açacak, adanın en önemli ve felaket kaçma girişimine katılmış. Bu girişim nedeni ile ek bir doksan dokuz yıl almış.

Hayatının büyük çoğunluğunu parmaklıkların arkasında geçiren bir kişi ile karşılaşmak ilginç olmalı… 

Carnes’i şahsen gördüğümde, fotoğraflardaki sert görüntüsünden eser yoktu. Biz ziyaretçilere o dönemden tarihi önem taşıyan kesitler anlatmıştı. Sorularımıza dikkatli, ayrıntıya girmeden yanıtlar veriyordu. Hakikaten ilginç bir deneyimdi. Ve muhabbetimiz karşılaşma ile sınırlı kalmadı.

Nasıl yani? 

Birkaç saat sonra tekne ile iskeleye döndük. Gruptan ayrıldıktan sonra bir sokak satıcısının standında Carnes’in kitap imzaladığını fark ettim. Kendimi tanıtmak ve ona ’46 olayları hakkında birkaç soru sormak için cesaretimi topladım. Tam yanına yaklaşmıştım ki karnı acıktığı için yemek standlarına doğru yürüdü. Aramızdaki mesafeyi koruyup, kendisini takibe aldım. Sonrasında sahildeki Pier 45’de bulunan teleskoplara doğru yürüdü. 10 cent attı, bir dakika Alcatras’ı inceledi. Nihayet beni görmüştü. Dönüp bana gözü ile teleskoptan bakmam için işaret etti. Dikkatli bakarsam rekreasyon avlusunun merdivenlerinden aşağı yürüyen bir grup belirtisini yakalamanın mümkün olabileceğini söyledi. Geçmişini bilerek, dikkatlice davetini kabul ettim, ben teleskopla bakarken Carnes, sessizce yürümeye başladı. Sonunda ona yaklaşmıştım ve kendimi tanıtmak için cesaretim vardı. Cezaevi hakkında okudugum kitaplardan kendisi hakkında bilgim olduğunu söyledim. O nezaketle elimi sıktı ve beni Alcatraz ve 1946’da yaşanan trajik olaylar üzerine soru sormam için izin verdi. Bizim iletişimimiz başlamıştı, ta ki bir kadın konuşmamızı kesene kadar.

Kimdi bu kadın?

Kadın, Carnes’in 1946 kaçma girişimi sırasında bir genç kız ve babasının Alcatraz’da görevli bir subay olduğunu söyledi… O gün diğer subay aileleri ile birlikte Su Parkına (Aquatic Park) gitmişlerdi. Birden ışıklar yanıp sönmeye, gök gürültüsü gibi silahlar işitmeye başladıklarını anlattı. Dehşete kapılmış olduğundan bahsetti. O mahkumlar tarafından o gün görevli olan babasına zarar geleceğinden korkmuş ve saatlerce dua etmiş. Babasının çelik termos sarılı vucuduna sarılıp ağladığını hatırladı.

İki ayrı hikayenin ortasında kalmışsınız…

Aynen öyle, her iki tarafın da adaya korku ile baktığını gözlemlemiştim.

Belki de bu gözlem, o günkü tesadüf sizin bu kitabınızı yazmanızı sağladı, kimbilir? 

Doğrudur, o gün sonrası bu kitabı yazmayı düşünmeye başlamıştım. Carnes, “Içeride iken, sürekli dışarıyı düşündüm, çıktım içerde kalan arkadaşlarımın düşüncesi beni bırakmadı. Hayatımın en zor yıllarıydı” deyip iskele boyunca turistlerin, kalabalığın içinde kaybolmuştu. 1980’de Carnes yeniden içerdeydi; ama ben başka isimler ile kontağımı devam ettirdim. Yıllar sonra 1990’ların başında, bu defa hapishaneden kaçma girişimi alt başlığı ile suçu inceleyen bir araştırma yazısı hazırlamak için geldim ve Alcatraz üzerinde resmi araştırmalara başladım. Dilerim birçok kişi kitabımı okuma şansı bulur…

Alcatraz üzerine çok şey söylenip, yazılabilir ama son sözüm şu olsun: Alcatraz’dan çıktıktan sonra bir süre duyduğunuz o seslerin etkisinde kalıp, Amerikan tarihinin bir parçasını loş bir yolculukta öğrenmek dışında belki de klişeleşmiş ifade ile, “o duvarlar konuşabilseydi eğer” demekten kendinizi alamayacaksınız…

Ayrıntılı bilgi için: www.alcatrazhistory.com

 

 

 

alcatraz18

alcatraz4

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Leave a Reply

Your email address will not be published.